Yarak Yemeden Durulmuyormuş! (5) (Berk W. 18 Y., İstanbul)
Ahmet abi bizim sitenin az buçuk kenarında, sote bir yerde
bıraktı beni, söylediği gibi. Arabadan çıkarken montumun
cebine bir şey sıkıştırdı. Ben bir an evvel eve
gitmek için acele ediyordum, kolumdan tutup, "Bundan sonra arayınca
telefonunu aç!" dedi. "Bundan sonra beni arama abi..."
lafımı bitirmeden, elini kaldırdı. "Dur sakin ya,
arama mesaj at diyecektim!" dedim. Biri görecek rezil olacağız,
amına kodumun kaportacısı ya. Mahallenin ortasında vurmaya
kalkıyor bana. Arkama bakmadan topukladım, çok sinir oldum bu herife
ya...
Siteye girince kaç saattir kotumun cebinde unutulmuş duran
telefonuma baktım. 18:45 olmuş saat. 6 tane de cevapsız arama
var. Hepsi annemden, canım benim. Sabah kahvaltı etmeden, ona haber
de vermeden hayalet gibi evden çıktım. Deli olmuştur şimdi.
Bugün az yedik ya, bir de evde yiyeceğiz, azar diyecektim.
Kapıyı açar açmaz karşımdaydı annem. Öylesine sever
beni kapılarda karşılar. Terliklerimi de ver bari, ama ben
terlik giymem o ayrı mevzu.
"Nerdesin sen saatlerdir Berk? Telefonunu da açmıyorsun!"
dedi. Çok dikkatli gözlerimin içine bakmaya başladı. Niye böyle
bakıyor ki? Gözlerimde ki ışığı mı gördü
acaba? Hemen ardından, "Sen yine içki mi içtin!!!" dedi. Off,
neyse ben de başka şeyler anladı zannettim. Nasıl
anlayacaksa, korktum işte. "Anneciğim, bir kere oldu, o da bir
yıl önce. Biliyorsun okul bitti diye bütün sınıf sahilde bira
içtik. Sen, yine mi, diyorsun. Sanki her gün içki içiyorum!" dedim.
Ağzımı kokladı, inandı içki içmediğime. Ama, "Ne
bu suratının hali o zaman, bir değişiklik var sende!"
dedi. Öfff ya, ayrıntıcı olacak günü buldu kadın.
"Hiç sorma anneciğim, paramın bittiğini
unutmuşum. Kahvaltı da etmeden çıktım ya, bütün gün aç
kaldım. Kimse de yoktu tanıdık, borç filan alayım!"
dedim. "Basket maçına gittin yine değil mi? Seyredeceğine
boş boş başkalarını, sen de oynasana oğlum ya!
Boyun da uzun, belki basketçi bile olursun!" dedi. Annemin salonda basket
seyretmediği belli oluyor. Beni basketçi olabilecek kadar uzun boylu
zannediyor. Ayrıca ben basketi seyretmeyi seviyorum, anneciğim. Daha
doğrusu basketçileri seyretmeyi seviyorum. Özellikle de Mert'i
seyrediyorum. Ama merak etme, ben de spor yapıyorum. Benimkisi daha çok
yatak sporları. Milli bile oldum. Bu yaz Paris olimpiyatlarına
gidiyoruz. Menajerim de ünlü kaportacı Ahmet abi. O yetiştiriyor beni.
Yediğim önümde, yemediğim arkamda. Çok iyi bakıyor bana :)
Neyse, annem yemeği yaptı, yedim. Babam evde yoktu iyiki de.
O varken bireysel takılamazsın evde. Kutsal akşam yemeği
sofrası kurulmadan da yemek yiyemezsin. Malum, İngiliz kraliyet
ailesine mensubuz ya. Fenerin maçı varsa bugün, arkadaşlarıyla
kafa çekip maç seyrediyorlardır bir yerlerde. Yemekten sonra annem
saldı beni.
Odama gitmeden aklıma geldi. Gidip montumun cebine baktım.
Ahmet abi 100 dolar koymuş cebime. Oha, oldum. Mahmut pezevenginin açtığı
yolda artık tek başına ilerliyoruz. Parayı da
aldığıma göre, resmen orospu oldum sayılır. Annem
basketçi ol filan diyor ama ben öyle atlama zıplama işlerini pek
beceremiyorum. Sırt üstü yat, bacaklarını kaldır veya domal,
oldu bitti. Sikişmek, sanki benim vücut yapıma biraz daha uygun bir
spor gibi geliyor :)
Odama girdim, yatağıma uzandım. İlk iş Mert
sosyal medyada ne yapıyor diye telefonuma baktım. Yine bir hareket
yoktu. Onun için açtığım hesabıma baktım. Müjdeler
olsun, sonunda Mert beni takibe almış. Hemen kalkıp odada
zıplama hoplama şeklinde, şükür dansı icra ettim. Mert'i
azdırmak için nasıl bir gönderi hazırlamalıyım bunu
düşünmem gerekiyordu şimdi. Ancak o kadar yorgunum ki, Ahmet abinin
eline beline sağlık... Mert'in basket videolarına ve
fotolarına bakarken pamuk prenses uykuya daldı. Gerçekten deliksiz,
derin, dolu dolu 12 saat uyku çekmişim...
Pazar sabahına yakışır, enerjik ve sevgi dolu bir
şekilde uyandım. Bunu da yine Ahmet abinin yaptığı
yaşam ve gençlik iğnesine borçluyum. Yataktan çıkmadan telefonumdan
müzik dinleyerek kendimi ödüllendiriyordum ki, babam her zaman olduğu gibi
destursuz odama daldı. "Hadi koçum fırından taze ekmek kap
gel. Sucuklu yumurta da benden... Fırla, el yakmazsa ekmek, enseni
yakarım!!!" dedi. Sanırım dün fenerin maçı
vardıysa, yenmişler. Babam neşe dolu. "Tamam babacığım,
kalkıyorum!" dedim. Bunu demezsen de ensene yersin
şaplağı.
Şimdi işin yoksa, anasının amındaki
fırına kadar yürü bir ekmek almak için. Sitenin
çıkışında market var ama ekmek ille fırından ve
sıcak olacak. Enerjimi böyle gereksiz şeylere harcamak yerine Mert'in
radarına girebilmek için fotoğraf çekimlerime başlamam
gerekiyordu. Ama önemli bir sorunum var. Fotoda çıplaklık oranı
ne olmalı ona karar veremedim daha...
Kahvaltı ederken televizyonda dünkü maçın özetini seyredince,
babam iyice kendinden geçti. Kahvaltı bitince de annemi gezmeye götürdü.
Böylece evde yalnız kaldım. Hazır evde yalnızken, kendimi
havaya sokmak için bilgisayarı açıp şöyle gaddar bir porno
aradım. Birkaç tane zevkime uygun yapım buldum. Bir saate yakın arka
arkaya elim sikimde izledim hepsini. Son videonun son sahnesinde dehşet
bir ağza attırma sahnesi vardı, beynim uçtu, nerdeyse
boşalıyordum... Pipimin ucunu sıktırıp, durdurdum
tahliyeyi. Artık boş hayallere döl harcamak anlamsız geliyor
bana.
Çırılçıplak soyundum. Birkaç selfi çektim ama
beğenmedim. Telefonu bir yere koydum, on saniye sonra çekime
ayarlayıp domalarak çekmeye karar verdim. Bu şekilde de epey çekim
yaptım... Doğal sanat yeteneğim sayesinde, deneme yanılma
yöntemiyle giderek yetkinleştim. En sonunda ışık, plan,
sekans üçlemesinin cuk oturduğu, beğendim bir iş çıktı
ortaya. Domalmıştım, popom hafif gölgede kalıyordu, kiraz
tanesi memişlerime kadar görünüyordu vücudum. Altta sadece küçük
toplarım, incecik parlak bacaklarım ve en önemlisi deliğimin tam
üstünde, ışıktan bir yıldız oluşturdum. Bunu
ancak usta fotoğrafçılar yapabilir.
Çükümü göstermedim. Onun konumuzla ilgisi yok, mesajı veriyordum
böylece... Biraz editleyip gönderdim fotoyu. Zaten tek takipçim Mert,
hesabımda gizli olduğu için sadece o görecek. Ama yine de
suratım görünmüyordu fotoda. Ne olur ne olmaz, homofobik biridir filan,
yayabilir fotoyu diye önlemimi aldım. Bu arada gönderinin altına da
sanki bir milyon takipçim varmış gibi, "İlgilenen DM
atsın lütfen!" yazdım.
Epey bekledim heyecanla, elimde telefon. Bir bok çıkmadı.
Zaten gizli hesabına attığım takip isteğimi epey sonra
yanıtlamıştı. Beni takip etmesi de günler sürdü. Yine
bekleyeceğiz gibi görünüyor. O benim gibi değil tabii,
antremanları var, maçları var, kız arkadaşı var, bir
sürü arkadaşı var. Var oğlu var. Siktirik sosyal medyayla
uğraşacak zamanı mı var yiğidimin.
Yarak yemeye başladıktan sonra, odaklanma problemimi yenmek
bana çok iyi geldi. Yaptığım sıradan şeylerden bile
daha çok zevk alıyorum artık. İnsanları mutlu etmekten zevk
almaya bile başladım. Ama en önemlisi ders çalışmayı
çok sevmeye başladım. Notlarım bir çığ gibi katlanarak
artıyor. Sınavlarda öğretmenler başımda duruyor,
sanırım kopya çektiğimden şüpheleniyorlar. Ama zamanla ne
akıl küpü ve çalışkan bir birey olduğumu
anlayacaklardır. Bu gazla akşama kadar ders çalıştım.
Akşam yemeğinen sonra da bir iki bölüm dizi izleyip erkenden
yattım.
Annem gizliden izler beni hep. Tam uyumak üzereyken kapımı
aralayıp baktı, az ışıkta parlayan göz
yaşlarını görüverdim. Bu yeni halimden çok memnun olduğunu
gösteriyor. Zira annem sevinince de üzülünce de ağlar.
Pazartesi sabahı erkenden kalktım. Bütün hafta da böyle
disiplinli yaşadım. Ama Mert'ten, onca emeklerle hazırlayıp
attığım gönderiye hiç bir tepki gelmedi. Yine de moralimi
bozmadım. Bu olmazsa başka bir plan bulurdum nasılsa. Çünkü bir
şekilde Mert'in altına yatmak, ölmeden önce yapılacaklar
listemde birinci sırada. Ama bu hafta Mert'in maçı var mı diye
hiç bakmadım. Bundan sonra onun maçalarına gitmem biraz zor. Çünkü
geçen cumartesi Ahmet abinin dükkanında gördüğüm, Mert'in
takımında oynayan çırağın beni tanıması ve
bana alaycı ve üstten bakışını unutamıyorum bir
türlü. Ustasının bu tür işler çevirdiğini biliyorsa, beni
sikmek için oraya getirdiğini de anlamıştır... Onun hem
sanayide çalışıp hem basket takımında oynaması ne
iş onu da halen çözemedim.
Cuma günü okul çıkışı eve dönerken bunları
düşünüyordum ki, Ahmet abi mesaj attı. "Ne yapıyorsun
Berkciğim?" yazmış. Eve gidene kadar bekledim. Ne
yazmalıyım diye düşünmek için. Eve girip bir şeyler
yedikten sonra cevap yazdım. "Okul, kurs filan
uğraşıyoruz abi..." yazdım. Sanırım biraz
soğuk bir cevap oldu. Hemen cevap yazdı, "Seni
bıraktığım yerden saat 1'de alacağım yarın!"
diye. O da soğuk bir emir yayınladı. Bir şey yazmadım.
Aklımda o kadar çok Mert var ki...
Neden bu kadar çok kafaya taktım anlamıyorum. Ben Mert'i
nerdeyse iki yıldır takip ediyorum. Şimdi ne değişti
de, illa Mert'e siktireceğim kendimi moduna girdim? Sanırım bu
da yarak yemeye başladıktan sonra, kendime olan güvenimin artmasıyla
ilgili. O kadar erkeği memnun edebildiğime göre, aşık
olduğum erkek neden olmasın havasına giriverdim.
Ahmet abiyi unuttum yine. O unutmamış, "Berk niye cevap
yazmıyorsun?" yazdı. Acındırsam kendimi, acır
mı bana? "Abi kızarsın diye korktum yazamadım. Hafta
sonu full kurstayım. Hiç zamanım yok. Affet beni ne olur."
dedim. Acımadı da, affetmedi de. "Yarın saat 1'de orda ol,
yoksa istemediğim halde çok üzerim seni. Şimdi hemen, tamam, diye
cevap yazmazsan, şimdi hemen de üzmeye başlayabilirim!"
yazdı. Benim adımı, evimin yerini nerden öğrendi bu herif.
Üzerim, derken, beni üzmek için, ne yapmayı düşünüyor acaba?
Ahmet abiden değil de, babamdan korkuyorum asıl. Geçenlerde
aldığım skinny bir kotu görünce, "Oğlum ibne misin, ne
biçim kot bu?" demişti. Ahmet abi benim adımı ve adresimi
bulduğuna göre, babamın telefon numarasını da bulabilir.
Ona bir mesaj atsa, oğlun ibne, filan diye. Babam eğrisini
doğrusunu araştırmadan direkt öldürür beni. Hem de döve döve,
acılı bir süreç yaşatarak yani. "Tamam Ahmet abi,
söylediğin gibi olsun. Artık okuldan atılırsam dükkanda
iş verirsin bana!" yazdım sinirden ve korkudan ellerim
titreyerek. Ama kendi çapımda, lafımı koydum. Espri yapma
özgürlüğümü de kimse elimden alamaz. Cevap olarak, "Dükkan senin!"
yazdı. O da kendince espri yapıyor.
Dersimi çalışıp, gece geç yattım bu defa. Ders
çalışmak bana iyi geliyor, nedense artık. Öğlen 1'de Ahmet
abinin dediği yere gittim. Havalı siyah bir VİP Merced*s minibüs selektör
yaptı. Yaklaşıp baktım ama direksiyonda genç biri
oturuyordu. Ortadaki büyük kapı, otomatik açıldı. Ahmet abi
içerdeydi. Elini kaldırıp iki parmağıyla gel işareti
yaptı. Köpeğini çağırıyor sanki andaval. İçerisi
çok lüks döşenmişti. Koltuklar deri, büyük ekran televizyon içki
dolabı, buzdolabı, ne ararsan var.
Biner binmez kapı kapandı, şöför topukladı, Ahmet
abi kucağına çekti beni. Dudaklarıma yapıştı,
dilini boğazıma sokacak nerdeyse. Arabayı süren heriften
utandım, "Abi yavaş, dükkana gidince yaparız. Şöför
var..." dedim. Güldü, "Bugün dükkana gitmeyeceğiz. Arabayı
süren yabancı değil, benim yanımda çalışıyor,
çekinmene gerek yok, alışkın böyle şeylere!" dedi.
Ahmet abi oturduğu koltuğun yanındaki panelde bulunan
düğmelerden birine bastı. Şöför bölümü ile aramızdaki
kısmı buzlu bir cam ile kapattı. Oturduğumuz
kısımdaki camlardan da, dışardan içerisi
görünmediğinden, dünyadan izole olduk.
Beni kucağından yere indirdi. Eliyle yeri işaret etti.
Dizlerimin üzerinde oturdum koltuğun önüne. Pantolonunun önünü açtım.
Dizlerine kadar indirdim pantolonunu. Külotunun üzerinden öpmeye
başladım yarağını. Sabredemedi, külotu indiriverdi.
Oysa ben pornolardaki gibi bir giriş bölümü tasarlamıştım.
Halk sanattan ne anlar? İnikken bile sikinin tümünü ağzıma
alamadım. Ucunu biberon gibi cork cork emmeye başladım.
Anında kan hücum etti, dev boyutlarına ulaştı. Başına
iyice tükürüp avucumun içiyle ovuşturdum, çelik gibi oldu yarak.
"Özlemişim kız seni. Soyun bakayım!" dedi. Ben
de seni değil ama yarağını özlemişim, yalan yok, dedim,
içimden tabii. Hemen soyundum. Bu defa kırmızı bir kız
külotu giymiştim. Onu görünce çok hoşuna gitti. "Külot
kalsın!" deyip o da pantolonunu çıkardı. Araba çevre yoluna
çıkmış son hız gidiyordu. "Gel kucağıma!"
dedi. Yüzüm ona dönük göbeğine oturdum. Kılları popoma
değince çok hoşuma gidiyor. Beni göğsüne yatırınca
götüm kabak gibi açıldı. Eliyle tutup, yarağını
deliğime sürtüp vurmaya başladı. Kuru kuru, hart diye geçirirse
patlatır götümü diye hemen ağzımdan avucuma tükürük
attırıp deliğime sürdüm. Kollarını iyice sardı
bana sımsıkı, nefes zor alıyorum.
Yarağının başı deliğime oturmuştu.
Birden belini yükseltti, beni de aşağı itti. Haşırt
diye geçirdi. Acı beynime kadar çıktı, "Ahhh!" diye
bağırmışım farkında olmadan. Dibine kadar
içimdeydi koca yarak. Kollarını gevşetmeden, belini oynatarak
sikmeye başladı götümü. Öyle bir bastırıyor ki beni kendine,
pipim göbeğindeki kıllarla benim aramda sıkıştı...
15 beş dakikadır filan sikiyordu beni ve çok zevk
alıyordum. Sikilmeye başlamadan önce hemen her gün 31 çekerdim. Ama
artık zevk vermiyor kendi kendine yapmak. Geçen cumartesi Ahmet abinin
dükkanında, yataktan yere kadar rekor fışkırmayla
boşaldığımdan beri attırmamıştım. O
yüzden içim ağzıma kadar doluydu. Bir taraftan kol gibi yarak beni
sikerken, bir yandan pipimin yün yumağı gibi göbek
kıllarında sıkışıp sürtünmesi, bir de zor nefes
alıyor olmak... Daha fazla dayanamadım, inleyerek faşır
faşır boşalmaya başladım...
Ahmet abi gevşetti kollarını, ayırdı beni
kendinden biraz. Karnına baktı, göbeği döl içindeydi.
Parmaklarının ucuyla dölümün en yoğun kısmını
aldı ve ağzına götürdü. Zevkten gözlerini kapatıp,
ağzını şapırdatarak yuttu. Sonra da, "Orospu
çocuğu, hoşaf gibiymiş dölün, çok güzel!" deyip içimden
çıkmadan kucaklayıp koltuğa yatırdı sırt üstü. Bacaklarımı
kaldırdı iyice. Dölümün verdiği enerjiyle olsa gerek :) sertçe
pompalamaya başladı. Amcık ağızlı herif, arada
derede yine anneme giydirdi.
Epeyce uzun süre vurdura vurdura sikti beni. Yarak yemeyi gerçekten
özlemişim. Boşaldığım için pipim düğme gibi
kalmıştı ama ben çok zevk alıyordum. Son bir vuruş
yapıp sarıldı bana sımsıkı...
Boşalıyordu sanırım, içim ısındı... Üstüme
yığılmış kalmıştı, halen de içimdeydi. "Kız
senin amcığın kadar zevk veren olmadı bu güne kadar bana!"
dedi. Yandan kağıt havlu aldı, içimden çıkıp
kağıt havluyu tıkadı götüme. Malum erkekler
arabalarına, evlerinden daha titiz davranırlar.
Kalkıp baktım, Körfez, İzmit tabelaları filan var
etrafta. Sikile sikile, İzmit'e kadar gelmişiz. Şehrin içine
girdik. Ahmet abi hızla giyindi, ben de giyindim. Şöför
kısmıyla aramızdaki buzlu camı açtı. "Servet
oğlum beni her zamanki yerde indir. Pazar akşamı gelirsin
almaya. Berk'i de aldığımız yere bırakırsın!"
dedi ve indi arabadan.
Şöför, "Gel yanıma otur!" dedi.
İnip arabadan öne geçip yanına oturdum. "Ben Servet!" dedi
elini uzatıp. Oldukça genç ve yakışıklıydı. Sanırım
20 yaşlarında falandı. "Ben de Berk!" dedim. "Memnun
oldum, çok tatlısın!" dedi. Yiyecek gibi de bakmaya başladı.
Sonra bastı gaza, İstanbul'a dönmek için çevre yoluna
çıktık...
Ona, "Sen Ahmet abinin dükkanda mı çalışıyorsun abi?"
dedim. "Evet!" dedi. "Geçen hafta Ahmet abi beni dükkana götürmüştü,
orda birini gördüm, tanıdık geldi ama emin olamadım..."
dedim. "Nerden tanıyordun ki?" dedi. "Basketçiydi benim
gördüğüm, maçını seyretmiştim, ama aynı kişi mi
emin olamadım?" dedim. "Ha, sen bizim Ersin'i görmüşsün,
altyapıda basket oynuyor!" dedi. Şimdi esas merak ettiğim
şeyi sormalıydım. "Abi hem sanayide çalışıp
hem basket nasıl oynuyor ki? Benim bildiğim o kulüp okumayanları
altyapı takımına almıyor!" dedim.
"Ersin okuyor zaten, ama meslek lisesinde. Yeni kanun mu ne
çıkmış, bunlar haftada birkaç gün okula gidiyorlar aynı
zamanda da okulun yönlendirdiği bir iş yerinde
çalışıyorlar!" dedi. Sonra anlamlı anlamlı bana
bakıp gülümsedi ve "Bizim Ersin yakışıklı parlak
biridir, düştün mü ona sen yoksa?" dedi. Ben de, "Onun
takımında oynayan birine aşığım da abi!"
deyiverdim :)
(Berk W.)
18+ YASAL UYARI:
Kaymakgibi Gay Seks Hikayeleri sitesi 18 yaşından büyükler için seks hikayeleri içermektedir.
18 yaşından küçük iseniz veya bulunduğunuz ülkede erkek siken erkeklerin gay sikiş hikayelerini okumak
kanunen yasak ise, bu siteyi derhal terkediniz!
ÇEREZ (COOKIE) POLİTİKASI:
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.
Powered by w3.css
Copyright ©
All rights Reserved. The Netherlands. Contact E-Mail: