Yarak Yemeden Durulmuyormuş! (8) (Berk W. 18 Y., İstanbul)
Hayvan gibi sikiştik, insan gibi seviştik, ergen gibi
emiştik. Ortaya karışık bir iş çıkarttı
yetenekli bay Ersin. Aşkolsun lan sana, bu kadarını
beklemiyordum doğrusu. Güzelliğinle gönlümü, at gibi gücünle azgınlığımı
fethettin. Ben onun gönlüne, kıyısından köşesinden
yaklaşabildim mi acaba? Ne düşünüyor benimle ilgili? Bir sürü güzel
şey söyledi bana. Ama onlar boşalmadan önceydi. Erkeklerin
boşalmak için, boşalmadan önce söylediği ve
yaptığı şeylere itibar etmemek gerek. Esas orgazm
sonrası. Devrilip uyumuyorsa, siktirip gitmiyorsa, öpüyorsa, insan gibi
konuşuyorsa, o senin erkeğindir işte, pamuklara sar sarmala,
sakla. Bunları bir kitapta okumuştum.
Dudaklarım memesinin ucunda, göğsünde sarhoş gibi
yattım ona sıkı sıkı sarılarak. Teninden bana,
sanki beni yeniden var eden bir güç akıyormuş gibi geliyor. Onu hiç
bırakmak istemiyorum. Sonsuza kadar böyle kalsak, şu anda
yaşasak hep. Olmaz mı? Olmazmış, kıpırdandı.
Sıkıldı sanırım. Çekinerek, baktım ona, alttan. Anladı
tedirgin olduğumu, "Sen yat, içecek bir şeyler
alacağım, Ne istersin?" dedi. Nasıl korktum, hadi giyin
gidelim filan diyecek diye. Siker sikmez sıkılan ergen sendromu,
olmasındı yani.
Ondan önce hemen kalktım, "Aşkım sen yat asıl,
yoruldun, ben getiririm, ne istiyorsun?" dedim heyecanla. Ben sana hizmet
ederim, deseydim bari. İyice saçmaladım sanırım.
Gülümseyerek, o da kalktı. Alay etmez umarım benimle. "Sıkıldım
yatmaktan, beraber gidelim o zaman!" dedi. Servet abi, delikanlı
çocuktur, derken az bile söylemiş. Baya baya, adam gibi adam ulan bu
herif.
O çıplak çıkınca yatak odasından, ben
arkasından külotumu hızla giyip, takip ettim onu. Külotumu giydim
çünkü, benim onunki gibi gururla sergileyecek bir sikim yok sonuçta. Salona
girdik, bir kumanda alıp, bastı. Televizyonu açıyor zannettim.
Panjurlar açılmaya başladı, yerden tavana kadar pencereler
görünür oluverdiler. Aydınlık doldu salona. Pencerelerden görünen,
uzaktan da olsa, alabildiğine deniz manzarası ve ufukta adalar.
Salona baktım, acayip güzel döşenmiş saray yavrusu gibi
bir yerdeyiz. Bir an korktum, sanayi çırağı ve ben, bir sarayda
çırılçıplak, ne arıyoruz? Bu defa başka bir
kumandayı alıp dokundu, her taraftan birden müzik sesi yükseldi. Neler
oluyor? Ben sormaya korkuyorum tabii, kızdırırım onu
diye.
Manzara beni içine çekti. Pencerenin önüne gittim. Çok güzel bir tablo
gibi görünen, uzaktaki mavi denize, daldım gittim. Biraz sonra, arkamdan
sarıldı. Beni kanepeye çekti. O oturdu, ben de yatıp,
başımı onun kucağına koydum. Böylece o güzel
suratını görebilecektim. Ayrıca başımın biraz
altında, yemeye doyamadığım patlıcanım.
Sevdiklerim yanı başımda :)
Bira almış, açıp bana uzattı. "Aşkım
ben içmiyorum sağol. Sana afiyet olsun!" dedim. "Başka bir
şey getireyim!" dedi. "Yok, sen yetersin bana aşkım!"
dedim. Her cümlenin sonuna veya başına, (aşkım), ne oluyor
acaba? Bu beni siken heriflerdeki, ortak bira merakı da dikkatimi çekmedi
değil. Bir şey içecek halde değilim, çok açım çünkü. Sabah
her zaman olduğu gibi kahvaltı etmeden çıktım evden. Ersin'in
ersuyu da iştahımı açmış olabilir :)
Biradan bir koca yudum alıp, yine çok dikkatlice bana bakmaya
başladı. Utandım, gözlerimi kaçırıp
kıkırdamaya başladım ve "Niye öyle dikkatli
bakıyorsun yaa???" dedim. "Gözlerin, uzun süre bakınca renk
değiştiriyor gibi, çok ilginç!" dedi. Bu kadarı da fazla,
kesin kafa buluyor bu benle. Onu çözmem gerek, ama nasıl?
Bakışları, benden daha akıllı olduğunu
anlatıyor gibi. İşim çok zor yani.
"Kızmazsan, sana bir şeyler sorabilir miyim?" dedim.
"Sana kızmam!" dedi. Sorabilirsin mi diyor yani? Bilmece gibi,
kısa kısa konuşuyor. Karnında duran başımı,
biraz aşağı götürüp bacaklarına koydum. Güzel siki burnumun
dibindeydi. Ya tam inmemiş, ya da inik hali bile iriceydi. Sünnet derisine
saklanmış başını çok hafifçe öpüp, eski yerime,
karnına geri döndüm, "Ersin, seninki sünnetsiz, değil mi?"
dedim. "Evet!" dedi. "Neden sünnetsiz, anlatsana merak ettim!"
dedim.
"Uzun hikaye, ama kısaca, Almanya'da doğmuşum.
Annem Alman, babam Türk. Ben çocukken ayrıldılar. Babam Türkiye'ye
kesin dönüş yaptı. Ben annemle Almanya'da kaldım. Annem Kiliseye
filan kaydettirmedi beni, ama sünnet de ettirmedi. Doğduğum halimle
kaldım yani :)" dedi gülerek.
"Yani, şimdi annenle Türkiye'ye mi geldiniz siz de?"
dedim. "Ben Almanya'da liseye geçtikten sonra, biraz
azgınlaştım. Sonra, salak saçma bir iki kavgaya filan
karıştım, başım belaya girdi. Annem epey sabretti,
sonunda, baş edemiyorum seninle artık, deyip beni buraya babamın
yanına gönderdi. Üç dört aydır filan burdayım!" dedi.
"Peki aşkım, bu ev kimin, yani baya pahalı bir
mekan. Biz nasıl girdik buraya?" dedim. "Burası annemin
evi. Bazen beni görmeye gelince Türkiye'ye, kalmak için aldı. Biraz da
yatırım için herhalde!" dedi. "Annenin durumu iyi o zaman,
buralar çok pahalıdır!" dedim. "Annem doktor, Almanya'da
doktorlar iyi kazanır!" dedi.
"Madem annenin durumu iyi, peki sen neden hem okuyup, hem de
çalışıyorsun ki, zor olmuyor mu? Üstelik meslek lisesi yerine
genel lisede de okuyabilirdin. Çok mu soru sordum, sıkmıyorum
değil mi seni?" dedim.
Biradan bir yudum daha çekip, dudaklarıma yumuldu. Her
tarafım karıncalandı. O ne ballı ağız içi
amına koyım ya! İçine giresim geliyor. Dilini emdim,
dudağını hafifçe ısırdım. Sertlik o kadar
hoşuna gidiyor ki, karşılık olarak, popoma çelik gibi eliyle
iki üç tane çaktı. Kendime geldim. "Sadece seni tanımak
istiyorum, hadi anlat ne olur!" dedim.
"Ya bu meslek lisesi ve çıraklık işi babamın
buluşu. Aslında babamın maddi durumu anneminkinden bile daha
iyidir. Almanya'da başımı belaya soktum ya, aklı sıra
bana ceza veriyor, ya da beni adam etmeye çalışıyor. Ahmet usta,
yani çalıştığım dükkanın sahibi babamın
ortağı aslında. Gebze'de büyük bir imalathanenin sahipleri
ikisi. Almanya'dan beri tanışıyorlarmış. Ama
şimdi çalıştığım dükkanda kimse gerçek babamın
kim olduğunu bilmiyor. Kendi işyerine de, patronun oğlu olarak
bilmesin kimse diye almadı. Ortağının pek kimsenin
bilmediği küçük dükkanında işe soktu. Benim oğlum
olduğunu da kimse bilmesin demiş Ahmet ustaya. Yani kimsenin torpil
geçmediği bir şekilde çalışmamı istiyor heralde.
Meslek lisesi de, işte diploma olsun hikayesi. Eğer akıllı
durursam, üniversiteye gönderecekmiş beni!" dedi.
Ersin'in hikayesi baya sürprizlerle doluymuş. Benim gözüm Mert'ten
başkasını görmezken, aynı takımda oynayan bu nadide
parçayı nasıl gözden kaçırmışım ben?
Aşkın gözü kördür dedikleri bu mu oluyor acaba? Ama artık gözüm
açıldı, yeni aşkım, Ersin! Aşk zor tabii de.
Keşke, en azından o da benden hoşlansa. Hoşlanmasa bile
birlikte olmaya devam etsek, ben onunla her şeye razıyım.
Karnım gurulduyor ve bunu duydu sanırım. "Acıktın
mı?" dedi. "Dün akşam yemeğinden beri, hiç bir
şey yemedim. Tabii seninki hariç :)" dedim. İkimiz de güldük bu
söylediğime. "Ben de acıktım, ne yiyelim o zaman?"
dedi. "Benim ne yiyeceğime, sen karar ver, hem de her zaman!"
dedim ve ona olan itaatkarlığımın altını çizdim
böylece.
Ben ona hayran hayran bakarken, telefon uygulamasından
sipariş verdi. Kollarımdan tutup kucağına çekti beni. Biraz
öpüşüp koklaştık. Ona, "Sen benimle ilgili hiç bir şey
sormuyorsun. Senin hiç ilgini çekmiyorum sanırım?" dedim
şımarıkça. "Aslında, hemen her şeyi anlattı
Servet abi seninle ilgili. Anlatacağını söylemiş zaten
sana. Sakıncası yoktur umarım?" dedi.
"Peki, bütün orospuluklarımı bilmene rağmen, neden
ilgilenip mesaj attın bana? Nasıl olsa yollu, bir de ben koyarım
ibneye diye mi düşündün yoksa?" dedim. Bu düşünmeden
konuşmalarım yüzünden hiç arkadaşım yok benim. Son
söyleyeceğim şeyleri en başta saçtım ortalığa
yine. Ben neden bazen en mutlu anımda, her şeyi berbat edecek garip
konuşmalar yapıyorum acaba? Sanırım onun kadar iyi birini
haketmediğimi düşünüp, kendi kendimi batırmaya karar verdim.
Söylediklerime, benim gibi Ersin de şaşırdı. Soran
gözlerle bana bakıp, "Şaka yapıyorsun herhalde? Ben
cinselliğin özgür olarak yaşandığı bir yerde büyüdüm.
Almanya'da isteyen istediği ile ve istediği şekilde seks yapar.
Bunu kimse yargılayamaz. Ben de böyle düşünürüm. Yani senin
hakkında, söylediğin şeyleri düşünmedim!" dedi sakince
konuşarak.
"Peki, neyim ilgini çekti o zaman? Doğru söyle ama lütfen!"
dedim, biraz utanarak, kısık sesle konuşabildim. Gözlerine
bakamadığımdan, suratımı boynuna gömmüştüm.
"Seni bizim maçlarda görüyordum hep. Daha önce hiçbir erkeğe ilgi
duymamıştım. Sana da duymadım, ya da öyle zannettim. Ama
neden maçlara geldiğini merak ettim!" dedi.
"Mert için geliyordum. Bunu da anlattı mı Servet abi?"
dedim. Başını salladı sadece, Mert'ten bahsetmem pek
hoşuna gitmedi gibi geldi bana. "Neyse sen devam et anlatmaya,
dinliyorum!" dedim, niye lafını böldüysem.
"Sonra o gün ustayla dükkana gelişinizde seni görünce, gay
olabileceğini düşündüm. Çünkü, ustanın oğlancı
olduğunu Servet abi bana çıtlatmıştı. Belki de beni
biraz parlak görünce, uyarmak için de söylemiş olabilir, bilemiyorum. Ama
senin arabanın içinden bana bakışın, sanki orda isteyerek
bulunmadığını hissettirdi. Köşeye
sıkışmış yardım isteyen bir kedi gibiydin!"
dedi. Ben de, "Ama sen bana o gün baya bir alaycı
bakmıştın!" dedim.
"Doğru, ilk başta öyle biraz kötü düşünmüş
olabilirim, orada olmanla ilgili. Kim bilir belki de kıskandım Ahmet
ustadan seni. Ama sonradan düşündükçe, sana aslında ilgim
olduğunu anlamaya başladım. Zaman geçip düşündükçe, nedense
birden senden, o masum halinden, belki de güzelliğinden etkilenmeye
başlamıştım. Hatta tekrar maçta seni görürsem
tanışmaya bile karar vermiştim. Tesadüfün böylesi, Servet abi
gelip senden söz edince, hele de Ahmet ustayla birlikte olmak istemediğini,
ama yaşıtın birileriyle tanışmak istediğini
söyleyince, seninle kesin tanışmaya karar verdim!" dedi.
Beni güzel bulduğunu söylemesi biraz da olsa kendime güven
duymamı sağladı. Saklandığım boynundan
çıkıp, gözlerinin içine bakmaya başladım ve "Beni
kafaya almıyorsun değil mi Ersin?" dedim ağlamaklı bir
sesle. Suratımın her yerini yalayarak öptü ve "Yemin ederim
doğru söylüyorum. Daha tanışır tanışmaz seks
yapmak istediğim için mi bunları düşünüyorsun?" dedi
sevecen bir bakışla.
O sırada kapı çaldı, yemek siparişi geldi
sanırım. Pizza söylemiş, dört peynirli hem de, en sevdiğim
yani. Ayy ya ne harikayız, ne güzeliz, birlikte boşalıyoruz,
birlikte gülüyoruz, aynı pizzayı seviyoruz. Bu beraberliğimizi,
evlenerek sonsuzlaştırsak ya biz :)
Pizzayı kuryeden almak için altına şort giydi. Böylece
yemeğe odaklanabilirim. Mutfağa geçtik, aşkım 1 litrelik
kola da söylemiş. Pizzanın oynaşı odur. Ama benim için tabii.
Ersin yine bira içmeye devam etti. Yemeğe hayvan gibi saldırdı.
Büyük boy pizzadan ben iki dilim yiyebildim. Gerisini o sildi süpürdü. At gibi
gücü nerden bulduğu anlaşıldı erkeğimin. Yesin
aslanım, bana ondan aldığım güç yeter.
Karnı doyunca aklına ilk gelen şey seks oldu
sanırım. "Yatağa gidelim mi?" dedi. "Sen
nasıl istersen!" dedim. Yatakta yine en sevdiğim pozisyona
geçtim. Aslanımın, pürüzsüz parlak sadece iki tane minicik meme
ucuyla süslenmiş bağrına koydum başımı.
Karnı bu kadar yemek yemesine rağmen hafif içe göçük, bel kemikleri
belli oluyor. Çok sexy bir görüntü.
"Hiç erkekle ilişkin oldu mu bana kadar? dedim. "Olmadı!"
dedi. "Peki, kaç kızla birlikte oldun?" dedim, nasıl bir
merakla sorduysam bunu. "Almanya'da çok oldu. Sayısını bile
bilmem. Orda kızlar ergenliğe girince kız kalırlarsa bundan
utanıyorlar. Bu nedenle bir erkeğin de bakir kalması pek
rastlanan bir durum değil!" dedi.
Bir de senin gibi bir güzellik ve asalet abidesi olursa o erkek,
bırak bakir kalmayı karılar üzerine atlar. Hele o sana özel ve
de güzel yarağını yiyen, bir daha da peşinden
ayrılmaz. Şanslı Alman kızları, annesi yüzünden Ersin'den
mahrum kalmışlar. Bana nasipmiş diyelim :)
"Ersin, beni gerçekten güzel buluyor musun?" dedim.
"Güzel bulmasam seninle tanışır tanışmaz,
yarağım öyle kalkmazdı değil mi? Ayrıca senin
dışında hiç bir kıza seks yapalım demedim ben.
İlk teklif hep onlardan geldi!" dedi.
Senin dışında hiç bir kıza, dedi aşkım :)
Beni de kız gibi görmesi çok hoşuma gitti. Mutlulukla
kıkırdayıp, dudağına uzanıp öptüm. O da bana
sarıldı. Çevirdi beni, arkama geçti ve anladığım kadar
ile, bir iki hareketle şortunu çıkarıp fırlattı.
Kalkmış sikini dayadı popoma.
"Girecek misin aşkım?" dedim. "İstemez
misin?" dedi. "Hep içimde olsan keşke, ama biraz önce
dağıttın götümü. Acıyor halen, sen de bana acı ne olur!"
diye kafamı çevirip ona bakarak, yalvaran bir ses tonuyla konuştum.
Avucunu ağzına götürüp tükürük bıraktı ve deliğime
sıvadı. Demir gibi olmuş yarağının
başını haşırt diye geçirdi. Acıdan
ciyakladım istemsiz, elimin yanını ağzıma götürüp
ısırdım.
"Merak etme sikmeyceğim, sadece içinde dursun, lütfen!"
deyip yüzümü çevirdi kendine doğru ve dudağıma
yapıştırdı o güzel dolgun dudaklarını. Biraz
sonra, ballı dili ağzımda dolanıyordu. Bana
sarılı kollarını öyle bir sıktırdı ki,
kaburga kemiklerim kırılmak üzereyken, belini hareket ettirip,
yarağının tamamını da oturttu içime. Yine istemsiz
aynı anda ikimiz de, "Ohhh!" dedik. Tanrım, bu velet bir
seks gurusu filan mı acaba?
(Berk W.)
18+ YASAL UYARI:
Kaymakgibi Gay Seks Hikayeleri sitesi 18 yaşından büyükler için seks hikayeleri içermektedir.
18 yaşından küçük iseniz veya bulunduğunuz ülkede erkek siken erkeklerin gay sikiş hikayelerini okumak
kanunen yasak ise, bu siteyi derhal terkediniz!
ÇEREZ (COOKIE) POLİTİKASI:
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.
Powered by w3.css
Copyright ©
All rights Reserved. The Netherlands. Contact E-Mail: