Yarak Yemeden Durulmuyormuş! (10) (Berk W. 18 Y., İstanbul)
Artık okul, ev ve seks hayatım epey
değişmişti. Okulda nerdeyse kendi sınıf düzeyimde
birinciydim. Eskiden beni yok sayan öğretmenler şimdi etrafımda
pır dönüyorlar. Evde işler biraz karışık. Babam
şu meşhur kot olayından dolayı benimle pek konuşmuyor.
Dayak attı, yine de hıncı geçmedi. Annem notlarımdan
dolayı benimle gurur duyuyor, ama sanki o da adını
koyamadığı bir şeylerden rahatsız gibi. Seks
hayatım malum zaten, işte yarak yiye yiye gelişip genişliyor
diyelim. Ancak, okuldaki yeni gelişme biraz sürpriz oldu bana. Yani, uzun
zamandır yan yana oturduğumuz Emine'nin kalkıp yanıma
Fırat'ın oturması olayı...
İlk gün birbirimize kaçamak
bakışlarla geçti. Oldukça iri biri. Tahminen 1.85 boy, 90 kilo filan
vardır. Sokakta arkadan görsem 20 yaşında filan derim. Ama
suratı da tam tersine. Mavi gözleri, kıvırcık sarı
saçları, küçücük kırmızı dudakları ve yavru
ağzı. Bebek gibi bir şey. Salı, yani ikinci gün sabah
geldiğimde sırasında oturuyordu. "Günaydın!"
dedim gülümseyerek. Boş boş bakıp, "Sağol!" dedi
sadece. Hay götümün kenarı. Müdür ilgilen dedi diye ilk adımı
biz atalım dedik, herif bir de trip atıyor bana.
Ben de Emine'yle olduğu gibi, birbirimizi yok
sayacağımız bir sıra arkadaşlığı moduna
geçtim. O konuşmadığı sürece konuşmam bir daha. Ama
nedense o bana kaçamak bakışlar atmaya, hem de arttırarak
devam etti. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu amına
koyum!
Bütün hafta da böyle geçti. Çözemedim Fırat'ı,
ama bir sıkıntısı olduğu belli de, benle ilgisi ne?
Neden bakıp duruyor, onu anlayamadım. Evde yaşam
hep olduğu gibi; erken yatıp erken kalkarak, bol ders
çalışarak, çok sıkıcı geçti...
Yine cuma bu gün. En heyecanlandığım gün
yani. Ersin artık arasa da, sikse beni. Yarağının top gibi
başı götüme girmeyeli yarın 15 gün olacak. Benim ufak taşaklarım
da patlamak üzereler. Bütün gün elim telefonumdaydı, ama mesaj gelmedi
yine. Gün bitti. Sıkıntıdan patlayaraktan okuldan
çıktım, eve gitmek üzere. Tam okulun bahçesinden sokağa
çıkmıştım, yanımda Fırat bitti. Gıcık
olduğum için, görmemiş gibi yapıp hızlandım ve
yürümeye devam ettim. Bok gibi kaldı salak. Ondan uzaklaşınca,
telefonum titreşti. Sevinçle baktım. Ama Ersin yazmıyordu ekranda : (
Oha, ne alakaysa, Servet abi arıyor. Açtım
telefonu, "Buyur Servet abi???" dedim. "Selam güzelim, yolun karşısında
minibüsteyim!" dedi. Baktım, Ahmet abinin İzmit yolunda beni
siktiği siyah minibüs park etmiş. Selektör yaptı. Ahmet abi de
minibüsteyse yarağı yedim demektir. Olumsuz
anlamda yani!!! Minibüsün ön kapısı
açıldı, korkarak yanaştım. Direksiyonda Servet abi, gülümseyerek
bana bakıyor. Arkama baktım, biraz uzakta Fırat, merakla bana
bakıyor. Tanrım, ne olur, minibüsün arkasında da Ahmet abi
yiyecekmiş gibi bana bakacak olmasın!
Servet abi, "Gel otur hayırsız,
nerelerdesin, hiç aradığın sorduğun yok!" dedi. Ynına
otururken çaktırmadan arkaya baktım. Ohh, çok şükür, arkada
Ahmet abi yok. "Servet abi, hayırdır ne oldu? Yani okul
çıkışına niye geldin abi!!! Hem,
burada okuduğumu nerden..." sözümü
bitiremedim araya girdi, "Dur Berk, sakin!!!
Kusura bakma ben ancak ilkokulu bitirebildiğim için anlamam bu okul
işlerinden. Düşünemedim, ayıp mı oldu buraya gelmem?"
dedi.
Uff ya, nasıl anlatacağım bu adama şimdi ben! "Abi ayıp olmadı da... Garip oldu işte... Böyle
siyah minibüsle okulun tam karşısına park ediyorsun, selektör
yapıyorsun, yanına çağırıyorsun. Sınıf
arkadaşım arkamdaydı, gördü minibüse bindiğimi. Ne oluyor
dese ne cevap vereceğim, anla işte!!!"
dedim, korkudan biraz da titredi sesim bunları söylerken.
O ise, "Bir şey konuşmam gerek seninle, zamanın
varsa sahile inelim mi?" dedi gayet sakin bir ses tonuyla. "Abi o
kadar zamanım yok. Evde işler biraz karışık da.
Okuldan çıkar çıkmaz eve gitmem gerekiyor!" dedim.
Söylediklerim onu biraz düşündürdü, biraz da bozuldu sanırım.
Arabayı çalıştırdı. Gidiyoruz, da nereye? Okul
tarafına baktım, Fırat halen bıraktığım
yerde arabaya doğru bakmaya devam ediyor. Neyse ki benim de ona baktığımı görmedi,
camlara içeriyi göstermeyen film çekildiği için.
Sahile inmedi neyse ki, bizim eve doğru gitti. E-5'e doğru giden,
bir tarafı da koruluk olan, sote bir çıkmaz ara sokağa park
etti. Bana doğru döndü, bakıyor.
Yiycekmiş gibi değil, her zamanki gibi sakin. "Ersin'le
tanışmışsınız ha, sevindim. Nasıl
aranız, anlaşabildiniz mi?" dedi. Bunu öğrenmek için mi
getirdi beni buraya? Sikti mi seni filan diye de sormaz umarım.
"Daha bir kere buluşabildik abi. Babasıyla
arası bozulmuş, görüşemedik bir daha!" dedim
kısık ve utangaç bir sesle. "Biliyorum, annesinin evinde
basılıyormuşsunuz az daha!" dedi biraz da alaycı bir
şekilde. Ya da bana öyle geldi, bilmiyorum. İyi anladık,
anlatmış her şeyi Ersin. Nasıl siktiğini,
soktuğunu, çaktığını, inlettiğini filan,
ayrıntılarıyla nakletmiştir umarım.
Sonuçta Servet abi sayesinde tanıştık, her şeyi bilmek
hakkı!
"Servet abi, bunları konuşmak için mi geldik
buraya? Gerçekten eve gitmem gerek benim. Babamla aram
biraz kötü. Eve geç kalırsam annem kızar, annem kızarsa babamdan
dayak yerim. Bilmem anlatabildim mi?" dedim. Bu dafe kesin ve kararlı konuşmuştum.
"Anladım Berk. Saçmaladım biraz, biliyorum.
Aslında bu konuşma benim fikrim değil. Yani sonuçta biliyorsun Ahmet
abinin yanında çalışıyorum ben. O istedi seninle
konuşmamı. Çok ısrar ettim, olmaz abi filan dedim... Ama işte
sonuçta patron o. Özür dilerim!" dedi. "Özür dilemene gerek yok abi.
Anladım seni. Ne istiyor Ahmet abi benden?" dedim. Biliyorum tabii ne
istediğini de, zaman kazanmak için öylece konuştum işte.
"Ne isteyecek, adam kafayı takmış sana... Unutamıyor seni. Haftada bir, veya ayda bir, neyse
artık, senin kararına bırakıyor. Birlikte olsun benimle, ne
kadar isterse, para emrinde diyor. Ne olur kızma bana, onun söylediklerini
iletiyorum ben. Eğer hiç ilişki
yaşamamış olsaydınız, söylemezdim bile bunları
sana, ama elçiye zeval olmaz diyelim. Yani, adam sen ne desen razı, yeter ki birlikte ol. Durum bu!" dedi.
Yani Servet abi diyor ki, herife
zaten götünü başını siktirmişsin. Paranı al, devam et
bundan sonra da. Ne kaybedersin? Üstelik kazanırsın. Patronum
üzülmez, beni de üzmez. Ahmet abi sikiş başına 100 dolar verir
bana. Servet abi de yaptığı pezevenklik
için komisyon alır mı acaba? Yarak merakına, ne boklara
bulaştık amını götünü sikeyim...
"Servet abi, benim parayla ne işim olacak? Param
olsa nerde harcayacağım ki? Evden
çıkamıyorum doğru dürüst. Bir kot
aldım, feminen görünüyorum diye babam kotu götüme sokuyodu nerdeyse. Onun
için ne olur bana yardımcı ol. Ahmet abiyi
ikna et, bıraksın peşimi!" dedim.
Bu defa da yalvararak konuşmuştum.
Servet abi öyle koruluğa doğru
baktı, düşüncelere daldı. Sonunda bana baktı ve "Sen
ne bok yedin be oğlum ya? Ahmet abiyi ikna etsek başkası
çıkacak. Bundan sonra biraz dikkatli ol bari!
Yoksa burnun boktan çıkmaz!" dedi ve arabayı
çalıştırıp beni her zaman bıraktıkları evin
yakınıdaki yere bıraktı. Bir şey söylemeden de gitti...
Hafta sonu Ersin'den
bir haber çıkmadı. Eskiden olduğu gibi çıkıp
sokaklarda dolaşsam mı diyorum. Ama o da
içimden gelmiyor hiç. Ben de eve, daha doğrusu odama hapsettim kendimi.
Yemek yemek ve tuvalet için odamdan çıktım sadece. Ders
çalıştım ve biraz da bilgisayarda dizi izledim.
Sanırım Mahmut'la başlayan ve Ahmet abiyle devam eden, baş
edemeyeceğim kadar yaşça benden büyüklerle yediğim haltlar
nedeniyle, biraz da kendime ceza veriyordum. Annem ve babam bana korkuyla
bakmaya başladılar. Belki de kafayı
sıyırdığımı düşünüyorlardır,
bilemiyorum...
Pazartesi sabah çok erken uyandığımdan,
kahvaltı yapıp çıkıverdim
sokağa. Güneş henüz doğmadığından soğuktan
götüm donarak gittim okula. Daha bahçe kapısı bile
açılmamıştı. Güvenlik kulübesindeki abiden rica ettim
açtı kapıyı. Ders saatini beklemeden ısınmak için
sınıfa çıktım. Zaman geçirmek için
sosyal medyayı kurcalayayım dedim. Ve oha oldum birden. Platonik
aşkım Mert için açtığım ve erotik resimlerimi koyup
bioya da okulumuzun ismini yazdığım hesaba Mert'ten mesaj
gelmiş!!!
Heyecandan elim ayağım titremeye
başladı. Biraz da korku var tabi. Ya tanıdıysa beni? İfşa ederse filan, sevinsem mi korksam mı, bilemiyorum.
Sonunda baktım mesaja. "Resimlerin güzelmiş! Bana özel mi
açtın bu hesabı? Başka takipçin ve takip ettiğin kimse yok!"
yazmış. İyi, güzel bir mesaj. "Evet, sadece senin için!"
yazdım hemen. Beklemeye başladım ne cevap yazacak diye, ama
yirmi dakika filan sonra, Fırat gelip yanıma oturdu. İşin bokunu çıkarıp, bu defa hayvan gibi bana ve
telefonuma bakmaya başladığından telefonu cebime koymak
zorunda kaldım. Öküz gibi bakmaya devam edince, ben de elimi avuç içim
yukarda ona doğru uzattım, ne iş
anlamında. Pek etkilenmedi, belki de anlamadı...
"Cuma günü arabasına bindiğin adam kimdi,
niye gelmiş seni almaya?" dedi sorgu savcısı edasıyla.
Karşımda babam konuşuyormuş gibi hissettim ve bir anda
sinir tepeme çıktı. "Sana ne!!!" dedim, sesimi kontrol edemedim ve biraz yüksek oldu.
Sınıftakiler bize doğru
şaşkınlıkla baktılar. İkimiz de önümüze döndük,
bir şey olmamış gibi. İlgi dağılınca, tekrar
bana baktı. Onun tarafındaki elim cebimde, telefonumu tutuyordum.
Bileğimi eliyle kavradı ve mengene gibi sıkmaya
başladı. Gözlerim yuvalarından fırlayacaktı nerdeyse acıdan. Çığlık atmamak için
dudağımı ısırmaya başladım. Bütün vücudum
kilitlendi kıpırdayamıyorum, o bırakmıyor halen...
Sonunda gözlerimden yaşlar dökülmeye
başlayınca, kimse görmesin diye diğer kolumu sıraya koyup
başımı üstüne kapadım. Neyse ki o
sırada öğretmen sınıfa girdi. Bıraktı
bileğimi öküz hayvanı, ben de tişörtüme silip
gözyaşlarımı kalktım ayağa hemen. Otururken zor
hareket ettirebildiğim kolumu kaldırıp baktım.
Bileğimi nerdeyse koparacaktı, kıpkırmızı kan
toplamış. Eliyle değil de sanki ingiliz anahtarıyla
sıktı acımasız manyak. Kendimi
tutmasam ağlamaya devam edeceğim. Bu defa sinirden ve ona bir
şey yapamamış olmanın ezikliğinden, bütün ders boyunca
ona doğru bakmadım. O yine ara ara bana
baktı durdu.
Teneffüs olunca kalktım hemen. "Otur!" dedi.
Duymamazlığa gelip devam ediyordum ki,
kalkıp yine bileğimi tuttu. Hemen oturdum, yine
sıktırmasın diye. Bıraktı bileğimi. Neden
kızdı bu kadar bana acaba? Sustum, önüme bakarak bekliyorum. Ulan bu
zamana kadar okul yaşamımda kimsenin
dikkatini çekmeden silik biri olarak hayatta kalmayı başardım.
Nerden ders çalışmaya başladım da
müdürün bile dikkatini çekip, bu ayıyı yanıma oturttum. Kendim ettim kendim buldum misali.
"Tuvalete gidecektim!" dedim,
bu defa kısık ağlamaklı bir sesle. Kendimi acındırmaktan başka çarem yok
sanırım. Beni kendi dengi görmeyip, bırakır peşimi
belki. "Bir daha bana öyle ters bakarsan ve öyle sana ne filan diye
konuşursan kırarım o elini!!!"
dedi sinirle. "Tamam!" dedim yine önüme bakmaya devam ederek. "Şimdi
siktir git tuvalete, çabuk geri dön!" dedi. Korkudan ve sinirden mesanem
patlayacaktı nerdeyse.
Hemen şarıldayıp pisuvara, elimi yüzümü
yıkayıp, telefonuma baktım. Aşkım
Mert mesaj yazmış sonunda, "Aynı okuldayız değil
mi?" diye. Hemen cevap yazdım, "Ne mutlu ki,
evet!" diye. O da hemen yazdı, "Okul çıkışı
bahçe kapısının karşısında bekleyeceğim
seni. Sen beni biliyorsun nasıl olsa. Gel yanıma
tanışalım!" diye. Ohh be sonunda, selvi boylum, muhteşem yüzlümle tanışabileceğim.
Fırat'ı kızdırmamak için hemen
sınıfa döndüm. Sırama oturdum. Bir an önce okul bitse diye
bekliyorum. Diğer teneffüste yine kalktım dışarı
çıkmak için. O yine bana, "Otur!" dedi. Ben de oturdum, ne yapayım.
Neyse ki derslerde ve teneffüslerde Fırat
telefonuyla uğraştı, bana bulaşmadı. Ben de uslu uslu
oturdum...
Son zil çaldı ve ben sevinçle fırladım. Fırat
hemen, "Beraber yürüyelim okul çıkışı!" dedi. Abi
nasıl bir algoritma bu? Bula bula bu günü mü buldun benimle yürüyecek,
kerpeten Fırat. Onu kızdırmamam gerek. "Çok isterdim ama
bir arkadaşımla buluşmak için sözleşmiştik. Yarın
yürüsek olur mu Fırat?" dedim. Götünü
yalasaydın bir de kutup ayısı puştun. Bir şey demedi.
İzin alabildik mi,
bilmiyorum. Ben yürüyelim arkadaşlar diye düşünüp, yürümeye
başladım. Ama ne hikmetse o da benimle birlikte yürüyor yanım
sıra. Okulun bahçe kapısından çıktım.
Karşıda, omuzunda spor çantası ve üstünde
eşofmanlarıyla ve uzun boyuyla ve güzeller güzeli suratıyla Mert
bekliyor. Kimi? Beni tabii! Fırat'tan kurtulmak için Mert'e doğru koştum. Utanmasam kucağına
atlayacağım.
Yanına varınca, "Mert merhaba, ben Berk!"
dedim yavşakça bir ses tonuyla. Ne yapayım
çok heyecanlıyım, sesimi kontrol edemdim.
Bana gülümseyerek baktı ve "Memnun oldum!" dedi. Elini
uzattı ve beni öptü!!! Yanaklarımdan yani,
ama olsun. Bu ilk izlenim olarak beni beğendi demektir. Kim
bilir belki de ilk görüşte aşktır!!!
Fırat yanımıza gelmeden kaçmamız gerek.
"Eve doğru yürüyelim mi?" dedim. "Olur da, ne tarafta sizin ev?" dedi
aşkım. Bu arada Ersin'i ne çabuk sattım değil mi? Ne
yapayım, Mert ondan önceydi. Kendisi de hiç aramıyor
bile beni. "Aynı sitede oturuyoruz Mert!" dedim. "Seni
görmemişim hiç sitede. Ama maçlardan hatırladım, hep
arkamızda oturur, desteklerdin bizi!" dedi gülerek. "Aslında,
sadece seni seyretmek için geliyordum!" dedim.
O arada, bizim sitenin önüne geldik bile. Arkama
baktım, sapık Fırat halen
peşimizde. Neyse, nasılsa siteye almaz güvenlikçiler. Biz Mert'le
girdik. Hadi yarın görüşürüz filan demesin diye, "İşin
yoksa bahçede oturalım mı biraz?" dedim.
"Bizimkiler akşama gelir, ev boş. Bize gidelim istersen?"
dedi. Tanrım, kör istedi bir göz, Tanrı verdi bin göz. İstemez
miyim? Sevinçten bayılmak üzere olduğumu ona belli etmemeye
çalışarak, "Bir eve uğrayıp
annemden izin almam gerek. Ondan sonra uçarak gelirim, olur mu?" dedim. Telefon numaralarımızı
paylaştık, bana site içi adresini mesajladı ve koşarak eve
gittim.
Müjdeler olsun ki annem evde yokmuş. Hemen üstümdekileri
çıkarıp banyoya girdim. Hızlıca yıkandım, koku
moku losyon, ne varsa süründüm orama burama. Babama en bariz küfürleri
salladım, kotumu çöpe attığı için. En beğendiğim
eşofman takımımı giydim onun yerine. Anneme,
buzdolabının üstüne "Site içindeyim anneciğim, ararsan
telefonum açık, emrindeyim!" yazılı bir not
bırakarak aşkıma koştum...
Kapılarını çaldığımda
bacaklarım titriyordu, ama neden bilmiyorum. Keşke sevişse
benimle diye de dualar etmeyi ihmal etmiyordum tabii. Mert kapıyı
açtığında üstü çıplak altında da eşofmanı
vardı. Ben o güzelim karnını ve memişlerini görünce kalpten
gidecektim nerdeyse. Gözlerim vücuduna kilitli kaldım kapı
ağzıda. Anladı, gülmeye başladı. Ben de anladım
ve içeri daldım.
Beni odasına götürdü. Montumu çıkarıp ona
baktım. "Geç otur!" diye bana çalışma masası
koltuğunu gösterdi. "Ben de tam duşa giriyordum, biraz
yalnız bıraksam seni olur mu?" dedi. Ben kekeleyerek, "Tabii!"
diyebildim. Yani sevişeceğiz mi demek oluyor bu? Taktım
sevişmeye! Odasına baktım, duvarlarda NBA
oyuncularının resimleri var. Yatağı iki kişilik.
Çalışma masasında da kocaman bir laptop var. Ailesi zengin anlaşılan.
Gerçi bizim sitede daha çok orta üst halli aileler oturuyor, ama istisnalar da
var tabii...
Biraz sonra sadece beline bağladığı
küçük bir havluyla geldi. Uzun ince bacakları gözlerimi
kamaştırdı. Yatağına oturup, iki elini arkasından
yatağa koyup, kollarına yaslandı. Gülümseyerek bana bakıyordu.
Ne yapacağımı şaşırdım. Bana, "Seninle
açık konuşacağım, alınmaca yok tamam mı?"
dedi. Ben anladım tabii, pek hoş şeyler söylemeyeceğini.
Ama ne dese de, ben ona alınmam zaten. Ama yine de onun benimle
kırıcı veya aşağılayıcı
konuşmasını duymak istermiyorum. En azından hayallerimde. O
benim aşkım olarak kalsın diye.
"Mert, sen söylemeden diyeceklerini, ben bir
şeyler söyleyebilir miyim?" dedim. "Tabii,
söyle!" dedi ama biraz şaşırmıştı. "Ben
seni çok seviyorum, ama bunu kendi içimde de yaşayabilirim. Sevgililik,
arkadaşlık, ilişki mi neyse
düşündüğün ben hepsine ve senin şartlarınla varım. O
nedenle benimle bir şey konuşmana gerek yok. Sen ne dersen o. Olur
mu?" dedim.
Sevindi söylediklerime, gülümseyerek altındaki havluyu
açtı. Pisuvarda çaktırmadan baktığım enfes siki yine
aynı, inik şekilde karşımdaydı. Ateş bastı,
eşofmanımın üstünü ve tişörtümü de çıkardım.
Biraz da vücudumu sergilemek istedim, belki gaza gelir benimle sevişir
diye. Ama pek de öyle bir niyeti var gibi görünmüyor. O yatakta otururken ben
önünde diz çöktüm. Güzel ve zarif sikine giden elim tir
tir titriyordu. Bu defa sevinçten. Elime aldım, yumuşacıktı, hemen o lokumun tümünü ağzıma
doldurdum. Kalkmadığı için siki, ağzımda yer
kalmıştı, küçük taşaklarını da ağzıma
aldım aynı anda.
Zevkle, "Ahhh!!!" diye
tiz sesiyle inledi. Erkeğimi inletebildiğim için orospuluğumla
gurur duydum. Birden sikine kan hücum etti ağzımın içinde
şişmeye başladı. Taşaklarını
ağzımdan çıkardım. Sikinin büyüyüp boğazıma
dayanması için, dilimi başında çevirmeye başladım.
Füze gibi dayandı başı boğazıma. Yalayarak
çıkarıp baktım eserime. Çok büyük değil, standart 15'lik
bir delikanlı. Kalın da değil, nazik ama çok güzel bir sik.
Boğazıma alabilirim diye düşündüm. Açlıktan kudurmuş
gibi, yaladım, ağzıma soktum çıkardım...
Taşaklarını, hatta
taşaklarının altınıdaki kadifemsi alanı
yaladım. Nerdeyse göt deliğini yalayacağım. O kadar
pürüzsüz ve parlak ki her yeri. Mert halinden çok
memnun, sırt üstü yatağa yatmış, sikebilsem onu ona bile
razı bir halde, inleyip duruyor. Sanırım ilk seksi olabilir. Artık
zamanıdır deyip kapaklandım yarağının üstüne. Ne
olursa olsun, gerekirse kusarım deyip, boğazımdaki sikinin
başını iyice bastırıdım içime. Hiç öğürmeden
giriverdi başı. Bir iki başımı kaldırım indirdim, sikti boğazımı iyice ve
sıkışık ortamda boşalmaya başladı...
Rahat boşalsın diye boğazımdan
çıkardım. Serbest kalan hortumdan su
fışkırır gibi, faşırdatmaya başladı
ağzımın içine. Ağzım doldu, ben yuttum... Ağzım doldu ben yuttum...
Geldikçe geldi dölleri. Enfes bir tadı vardı erkek sütünün ve beni zevk
sarhoşu etti :)
(Berk W.)
18+ YASAL UYARI:
Kaymakgibi Gay Seks Hikayeleri sitesi 18 yaşından büyükler için seks hikayeleri içermektedir.
18 yaşından küçük iseniz veya bulunduğunuz ülkede erkek siken erkeklerin gay sikiş hikayelerini okumak
kanunen yasak ise, bu siteyi derhal terkediniz!
ÇEREZ (COOKIE) POLİTİKASI:
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.
Powered by w3.css
Copyright ©
All rights Reserved. The Netherlands. Contact E-Mail: