Yarak Yemeden Durulmuyormuş! (6) (Berk W. 18 Y., İstanbul)
"Ersin'in takımında oynayan birine
aşığım dediğine göre, o erkek herhalde?" dedi
Servet abi. "Evet!" dedim. "Bilmiyor değil mi
aşık olduğunu filan?" dedi. "Yok abi,
tanışmıyoruz bile!" dediğimde bakıp güldü bana,
ama alaycı değil de, belki acıyan bir gülümsemeydi. Sonra da, "Yanlış
anlama sakın, ben bilmem bu işleri pek... Erkek erkeğe
nasıl aşk yaşanır ki? Sen kendi kendine hayal kuruyor
olmayasın?" dedi. Bu defa da ben ona gülümsedim, "Erkek erkekle
yatıyor şaşırmıyorsun da, aşık olunca neden
garipsiyorsun ki abi?" dedim.
"Yatmak yani seks farklı, doğal bir ihtiyaç sonuçta. Ama
aşk başka, daha üstün bir şey olmalı değil mi?
İki erkek arasında aşk biraz zor gibi geliyor bana. Ama tabii
çocukluğumdan beri sanayiden burnumuzu pek çıkaramadık...
Bakış açım daha dar veya sınırlı olabilir!"
dedi. "Yok aslında sen de haklısın. Benim de kafam
karışık bu işlerde ama... Girdik bir yola işte...
Neyse, neden İzmit'e gittik abi? Ahmet abi orda mı oturuyor?"
dedim.
"Yok canım İstanbul'da oturuyor. İşi
vardır orda. Ahmet abi göründüğünden farklıdır. Öyle öküz
gibi olduğuna veya konuşmalarına filan aldanma. Adam Almanya'da
büyük araba fabrikalarında filan çalışmış. Her konuda
bilgili bir adamdır aslında. Seni götürdüğü dükkanda
çalışıyorum ben de. Ama o dükkan onun eğlencesi
sayılır. Gebze'de bir fabrikada hem hissesi var, hem yöneticilik
yapıyor. Parayı asıl ordan vuruyor, anlayacağın baya
zengindir!" dedi.
Bakışları biraz yiyecek gibiydi ama Servet abi iyi
birine benziyordu. Biraz önce arkada sikildiğimi bildiğine göre... Bu
kadarı da olacak artık, sonuçta genç bir erkek, diye düşündüm.
En azından yavşamadan, küfürsüz, insan gibi konuşuyordu benimle.
Bu arada arabayı da çok güzel kullanıyor. Tatlı sert dedikleri
tarz. Güzel araba kullanan erkekler mükemmel sevişir diye okumuştum
internette. Neyse, şimdi bu ne alaka? Arabada çok yumuşak
yabancı bir müzik çalıyordu. Yolda epeyce zaman konuşmadan gittik.
Ona güvenim arttı iyice. "Abi, Ahmet abiyle ilgili bir şey
sorabilir miyim sana?" dedim.
"Sor tabii... Ama bak bu konuştuklarımızdan Ahmet
abiye bahsetme sakın. Ben hem dükkanda çalışıyorum hem de
özel şöförlüğünü yapıyorum. Bugün olduğu gibi. Benden
gizlisi saklısı yoktur. Ama bunların orda burda
anlatılmasını istemez doğal olarak. İşimden
olmayayım. İyi patrondur, çünkü iyi para verir. Bütün
çalışanlara piyasanın çok üstünde ücret verir, baba adamdır
yani... Neyse, lafı çok uzattım... Senin gibisini görmemiştim
yanında, oldukça güzelsin, özellikle suratın çok masum ve sevimli...
Nerden tanıştınız siz? Çoktandır mı
yapıyorsun bu işleri? Sen soracağına ben sordum
soruları, kusura bakma. Merak ettim işte!" dedi.
Ben de, "Aslında soracağım şey de tam bununla
ilgili sayılır. Öncelikle arkada ne
yaptığımızı biliyorsun değil mi abi?" dedim.
Elini avuç içi yukarı bakar şekilde bana doğru uzatıp geri
çekti, dudaklarını büzüp güldü. Bu da, (Heralde biliyoruz!) demek
oluyor diye düşündüm.
Devam ettim konuşmaya, "Nasıl
başladığını şöyle anlatayım abi...
Aslında ben uzun zamandır erkeklere ilgi duyuyordum, ama
yaşıtım olanlara. Benden çok büyük olanlara karşı ise
hiç düşünmedim bile böyle şeyler. İki ay önce filan, bir giyim
mağazasında dolanıyordum, mağazanın sahibi adam bana
asıldı. Biraz da ısrar edince, zaten içimde
engelleyemediğim bir merak vardı... Nasıl olsa adam beni
tanımıyor. Denerim, hoşuma gitmezse bir daha görmem olur biter
diye düşündüm. Mahmut'tu adı, kendisi değil ama
yaptığımız şey, umduğumdan da çok hoşuma
gitti!" dedim.
"Kirazı Mahmut patlattı diyorsun yani? Şanslı
adammış!" dedi. İçimden (Tanışsaydık daha
önce, bu işlere merakını da bilseydim, sana
patlattırırdım. Pezevenk Mahmut'tan daha genç,
yakışıklı ve havalısın sonuçta. Ama Mahmut'a
nasipmiş. Servet abi bana yürümüyordur umarım. Bir de o çıkarsa
başıma...) diye düşündüm. Bu arada o kadar hızlı
gidiyordu ki, gişelere gelip İstanbul'a girdik bile. "Kızdın
mı söylediğime yoksa? Sustun birden. Ne oldu sonra anlatsana?"
dedi.
"Ara sıra gitmeye başladım Mahmut'a. Sonra bir gün
Ahmet abi ve adını bilmediğim bir arkadaşıyla
anlaşmış Mahmut iti. Bana sormadan, biraz da zorla üçü aynı
anda, işte anla abi... Siktiler... Ahmet abi onları gönderip tek
başına da sikti ve gitmeden önce de benden numaramı istedi, ama
vermedim. Kendi numarasını verdi (Mutlaka ara!) dedi.
Kızdım ben olan bitene ve ne onu ne de Mahmut'u aramadım hiç.
Mahmut arayınca önce açmadım, sonara da engelledim. Sana ilk
başta söz ettiğim aşığım dediğim kişi
yani Mert'i ayarlamak istediğime kesin karar vermiştim artık.
Yaşıtlarıma açılma konusunda, kendime güvenim gelmişti
yani..." dedim.
"Mahmut'la anlaşmışlar dediğin, Ahmet abi para
mı vermiş senin için ona?" dedi. "Aynen öyle, zaten dükkana
geldiğim gün de beni bırakırken cebime para
sıkıştırdı Ahmet abi. Senin anlayacağın,
meraktan başladığımız işin sonunda, orospu
yaptılar beni. Neyse abi, soracağım şey şu... Ben
Ahmet abiyi aramayınca o beni aradı. Dedim Mahmut'tan
almıştır numaramı, açmadım. Sonra mesaj attı,
mesajda ismim yazıyordu. Oysa, Mahmut benim sadece telefon numaramı
biliyordu. Adımı bile söylememiştim. Ahmet abi tehdit de etti
beni. İşte o nedenle geçen hafta zorunlu buluştum onunla ve beni
dükkana götürdü. Bugün de ikinci buluşmamız. Sanırım ev
adresimi de biliyor. Bugün beni aldığınız yere
bırakmıştı beni geçen hafta. Ama, evimin nerde
olduğunu bile sormadan... Nerde öğrenmiş olabilir bütün
bunları abi, çok korkuyorum!" dedim.
"Seni aldığımız yere yaklaştık.
Benim işim yok, senin de zamanın varsa ve istersen sahile gidip
çekelim arabayı, orda devam edelim konuşmaya?" dedi. Biraz
tedirgin baktım ona, sahilde (Hadi geç arkaya, bir de ben kayayım
sana!) der diye. Anladı korktuğumu, biraz alaycı güldü, "Merak
etme yavrum, sen istemeden ben sana bir şey yapmam. Hayvan da, abaza da
değilim!" dedi. Saate baktım 4'e geliyordu. "İyi,
gidelim abi!" dedim.
Sahile indik, deniz kenarında boş bir araba parkı bulup
arabayı park etti. "Arkaya geçelim mi Berk?" dedi. "Abi
gözünü seveyim, demin ne demiştin?" dedim. Bu sefer kahkaha atarak
güldü ayı. "Seni baya korkutmuşlar gülüm ya... Arkada içecekler
filan var ya, onun için demiştim. Merak etme, korkma da... Tamam burada
oturalım. Ben alır gelirim içecek bir şeyler!" dedi.
Rahatladım, ayıp etmemişimdir umarım, bu kadar kötü niyetli
düşündüğüm için.
"Ne içersin, açsan sandviç de var!" diye arkadan seslendi.
"Ne olsa içerim abi, içki hariç. Çok açım, sandviç de iyi olur!"
dedim. Geldi yanıma tekrar, bir buzlu çay ile kocaman bir hazır
sandviç uzattı bana. Kendine bira almış. Ustası gibi
birayı seviyor demek ki.
"Sana önce şunu soracağım Berk, doğru cevap
ver ama... Ahmet abi zorla mı sikiyor seni, bunu mu demek istiyorsun?"
dedi. Biraz düşündüm ne cevap vermem gerektiğini. "Zorla derken,
vurmadı hiç. Ama ben korkudan ne dese yaptım zaten. Sadece bu olayda
karmaşık nokta şu ki; siktiği zaman ben zevk alıyorum.
Hatta bunu gizleyemeyecek kadar... İşin boktan tarafı bu
işte... Belki de ben de istiyorum bunu devam ettirmeyi, ama naz
yapıyorum filan diye düşünüyor olabilir. Ama ben bu şekilde
devam etmesini istemiyorum. Hele benden yaşça çok büyük erkeklerle yapmak
hiç istemiyorum!" dedim.
"Sen baya akıllısın Berk. Çözmüşün olayın
bir kısmını. Bir de şöyle bir şey var, daha önce Ahmet
abinin beraber olduğu kişiler senin yanında çöp
sayılır. O nedenle senden vazgeçmek istemiyor olabilir!" dedi.
"Adımı, adresimi nerden öğrenmiş olabilir peki?"
dedim. "Telefon numarasından bulunabiliyor bunlar. Polis filan
tanıdığın varsa yani, büyütme o kadar. Adamın
aklını başından almışın muhtemelen, o da
bastırmış parayı öğrenmiştir!" dedi. "Ne
yapacağım abi ben şimdi? İşin doğrusu, babam
öğrenirse filan, ben biterim. Bana yardım et ne olur!" dedim.
Babam derken korkudan sesim titredi. Kendimi tutmasam hüngür hüngür
ağlıyacağım.
Anladı Servet abi durumumu. Elini uzatıp, yanağıma
koydu avucunu. Nasırlı ve kocamandı eli, bütün suratımı
kapladı. Kedi gibi yumuşadım, suratım yandı. Bu defa
da utanıp yere bakmaya başladım. "Bence açma
telefonlarını, ya da istersen sana başkasının üzerine
yeni bir hat alalım. Ben hallederim istersen? Öyle ailene filan bir
şey söyleyemez, o kadar da değil. Sonuçta onun adı da ortaya
dökülebilir, başı belaya girer. Bu devirde zorla sikmek ne ya? Hem
Ahmet abi mafyatik filan bir tip değildir yani. Yasa dışı
işlere bulaşamaz. Öyle korkutması seni, bence seni kaybetmek
korkusundan. Karşılıklı birbirinizden korkuyorsunuz yani!"
dedi. Son cümlesini gülerek söyledi.
Ben de güldüm bu söylediğine, moralim düzeldi biraz. Bana güven
vermesi çok hoşuma gitti. Telefonu çaldı. Elini çekti yüzümden. Araç
hoparlöründen açtı telefonu ve "Söyle Ersinim?" dedi. Karşıdaki
kişi, "Usta, bitirdik arabayı. Ama cumartesimiz de piç oldu.
Daha bir de akşam maçım var. Kapatıp dükkanı
çıkalım mı, ne diyorsun?" dedi.
Oha bizim basketçi, çırak, öğrenci karması Ersin bu.
Sesi ne kadar güzel ve konuşması ne düzgün. Meslek lisesi değil
de mübarek Amerikan Koleji öğrencisi gibi. Bir de sert ve köşeli
köşeli konuşuyor, bazı harflerin üzerine basarak, çok tatlı...
"Biliyorum Ersinim, müşteri çok ısrar etti. Pazartesi
sabaha hazır olması gerekiyordu. Ama merak etmeyin, emek
karşılıksız kalmaz. Gelecek hafta cumartesi, yarım gün
gelmezsiniz ikiniz de. Elinize sağlık, iyice toplayın
etrafı çıkın!" dedi Servet abi. (Ekip liderliği de on
numara beş yıldız. Ahmet abi nasıl
azarlamıştı oysa onları. Önce insan olacaksın abi. Ha
ben erkeğim deyip biraz sert havalara girebilirsin, ama bokunu
çıkarırsan sikeyim öyle erkekliği.)
Benim gözüm 'Ersin' yazan araç çağrı ekranına
dalmış gitmişti... Konuşması bile beni etkiledi. Bu
Servet abiyle 3-4 saattir beraberiz ama çözdü bile beni. "Düştün
ekranın içine. İstersen numaranı ver bana, konuşurum Ersin'le.
Merakı varsa bu işlere arar seni. Tanışır en
azından arkadaş olursunuz. Ya da Mert'le tanışmana
aracı olur. Artık nasıl isterseniz. Diyordun ya,
yaşıtlarımla takılmak istiyorum diye. Ersin delikanlı
çocuktur, güvenebilirsin ona. Ara sıra parlar, ters laflar eder ama özü
iyidir. O da sana yanlış yaparsa, söylersin ben girerim devreye. Beni
sever sözümden çıkmaz, merak etme!" dedi.
"Abi sen gerçekten... Ne diyeceğimi
şaşırdım. Sen... Sen baya baba adamsın ya..."
deyip şöför mahalinde, ikimizin arasında büyük kontrol konsolu filan
olmasına rağmen, üzerlerinden atlayıp sarıldım ona. Bu
defa tutamadım kendimi, ağlamaya başladım. Sevinçten tabii.
Hiç sanayi ustası gibi değil bu adam, mis gibi de kokuyor. O da bana
sarıldı. Epey öyle kaldım, çok iyi geldi bana...
Sonra numaramı verdim Servet abiye. "Sen de benimkini al.
Sevdim seni, bir şeye ihtiyacın olursa çekinme ara, mesaj at
farketmez. Bir abi gibi düşünebilirsin beni. Veya ne istiyorsan
artık, bana uyar hepsi. Ama yalnızca sen ne istersen o olur, bu
konuda emin olabilirsin!" dedi (Veya ne istiyorsan artık, bana uyar
hepsi) derken pis pis sırıtmıştı. Neyse, o kadar kusur
olacak artık. Adamın canı çektiyse söyleyecek tabii, zorlama
olmadıktan sonra, no problem.
Bir aksilik çıkmadan beni aldığı yere
bıraktı, gerçekten artık bir abim oldu. Aslında şimdi
annem yaygara çıkarmasa beni Kadıköy'e bırak diyecektim. Çünkü
akşama maçımız var demişti Ersin. Baktım telefondan iç
saha maçıymış. Yani Kadıköy'de. Ama sabahtan beri evde
olmadığımdan, annem beni maçta zannediyordur. Akşam nereye
gittim diyeceğim. Zaten gözü üzerimde, yaygaraya mahal verip babamı
üzerime salarsa, Servet abinin beğendiği 'masum' yüzümü... Neyse
işte, bunları düşünmeyelim şimdi... Beyaz bir sayfa
açacağım yaşamımda. Ahmet abi dolarla sikecek bir
başkasını bulsun artık. Onunki gibi bir yarak
bulamayacağımı biliyorum. Önemli ama, her şey de boyut
değil ki abi. İkimiz de zevk aldık, yaşandı ve bitti.
Amma güzel laflar ettim.
Şimdi merak ettiğim Servet abinin deyimi ile Ersin'im,
numaramı alınca bana dönecek mi acaba? Bütün pazar günü ders
çalışıp az biraz da dizi izledim. Babam odamın önünden
geçerken garip garip bana bakıyor. Böyle bütün gün evde oturup ders
çalışmam ona da garip geliyor sanırım. Ders
çalışmazdım hiç, eskiden. Genelde yalnız başıma
bile olsa sokaklarda sürtmeyi severdim. Ama eski çamlar bardak oldu.
Pazartesiden cumaya kadar yine sadece okula, derslere ve düzenli
yaşamıma odaklandım. Erken yattım erken kalktım. Bu
durumdan en çok memnun olan, tabii ki annemdi. Ama kendini tutamayıp olur
olmaz zamanlarda beni öpüp durmasına gıcık oluyorum. Beni
öpmesini beklediğim kişlilerdense en ufak bir geri dönüş
alamıyordum.
Cuma günü Ahmet abi mesaj atar diye korkudan, okula giderken telefonumu
kapamıştım. Akşam yemekten sonra açıp bakayım
dedim. Gerçekten Ahmet abi mesaj atmış. Okumadan sildim. İyi
haberse, Ersin de mesaj atmış. O kadar çok sevindim ki. Ellerim
titremeye başladı... Mesajı açmaya kıyamadım. Hem
yaşıtım olan, hem de benim ne bok olduğumu bilen birisi,
çünkü Servet abi söyleyeceğini ima etmişti ya... Bana mesaj
atıyor. Yani beni yok saymıyor... Biraz bekledim, biraz
ağladım. Açtım mesajı.
"Servet abiden aldım numaranı. Ben Ersin!". Bu
kadar, hepsi bu. Yani, aşığım sana filan demesini
beklemiyordum tabii, ama biraz daha bir şeyler yazsa, senle
tanışmak istiyorum filan, olmaz mıydı. 4 saat önce
yazmış, cevap alamayınca hiç bir tepki de vermemiş. Neyse
ergen erkek anca bu kadar olur deyip, bardağın dolu tarafına
baktım. En azından mesaj atmıştı. Top bende
artık. Bugüne kadar gurur yaptım da ne oldu? Ola ola orospu olduk.
Topa önde basacağım bundan sonra... Bu babamın lafı...
"Tanışmak ister miydin benimle?" yazdım. Daha
göndere basar basmaz yazmaya başladı. "Evet yarın
çalışmıyorum, sen boş musun?" yazdı. Ben hep
boşum, senin gelip doldurmanı bekliyorum. Demek telefonun
başında cevap bekliyormuş. Öyle numaradan bekletme yapmadan,
hemen de cevap yazıverdi. Gerçek erkek, oynamaz! Oynatır,
dermişim :)
"Boşum, nasıl buluşalım. İstediğin
yere gelebilirim." yazdım. Bir nevi, öl de ölelim mesajı
veriyorum. "Saat 11 iyi mi?" yazdı. "Çok iyi :)"
yazdım. "Sen konum at, ben gelir alırım seni!"
yazdı. Hemen attım konum ve "Sabah aşağı
indiğimde tekrar atarım. Teşekkür ederim teklifimi kabul
ettiğin için :)" yazdım. "Asıl ben teşekkür
ederim. Benim teklif etmem gerekirdi ama şaşkınlık
işte, ne yapacağımı bilemedim, kusura bakma!"
yazdı. Oha ya, baya baya flörtleşiyor gibiyiz. Ortamın büyüsünü
bozarım diye korkudan, cevap yazmadım.
Sabah uyandığımda sevinçten ve heyecandan
kanatlanmış uçuyor gibiydim. İyicene yıkanıp kokulu
vücut jeliyle tertemiz yaptım kendimi. Cilt kremleri sürdüm orama burama.
Sürtük bir kız gibi erkeğime güzel ve çekici görünmek için elimden
geleni ardıma koymadım yani... Vuslat vakti gelmese de, ben
dayanamadım erkenden aşağı indim. Sitenin önüne
çıkıp, tam konum attım.
İki dakika sonra yanımda bitti. Canım ya, demek ki o da
erken gelmiş, dolanıyormuş buralarda. Biz çok uyumlu bir çift
olacağız, eğer onun da böyle bir niyeti varsa tabii. Bu arada
Mert'i ne çabuk sattım ya... Ne yapayım, o kadar porno sanat
fotoğrafı yaptım, ona özel, bir like bile atmadı...
Bıncırığım benim, şu küçük tekerlekli
motosikletler var ya, onunla gelmiş beni almaya Ersin. Motorun rengi de
mavi. En sevdiğim renk.
Kaskını çıkardı, hiç konuşmadan bana bakmaya
başladı dikkatlice. Sonra gülümsedi, yanağındaki gamzeleri,
gül gibi açıldı orta yere. "Doğru
hatırlıyormuşum seni. Yakından görünce, çok daha
tatlısın!" dedi. Madem tatlıyım, hemen burda ye beni.
Nerden hatırlıyormuş beni, sormadım. Çünkü konu, Ahmet
abiyle beni dükkanda gördüğü güne gelirse, ne diyeceğim diye çok
utanıyordum.
"Ne yapalım, ne istersin?" dedi. "Şu an
seninle beraber olduğum için çok mutluyum. Sen ne istersen bana uyar!"
dedim. Yine suratıma epey düşünceli, uzun uzun baktı. Ulan
gitsek artık ya, sokağın ortasında öyle birbirimize
bakıp duruyoruz. "Aslında önce sahile gider biraz
dolaşırız diye düşünüyordum ama... Kanımın,
damarlarımı patlatacak gibi dolanmasına neden oldun birden. Yuh
abaza demezsen bana, eve gidelim mi, ev boş merak etme!" dedi.
Suratı kızardı hemen.
Bana uzattığı kaskı takmadan önce, "Nereye
istersen!" dedim. Dakka bir gol bir! Hemen sikecek mi beni??? Ara
sokaklardan basa basa Kadıköy'e doğru gidiyoruz. Ersin motoru biraz
hızlı sürüyor, korktum. Ama Servet abinin araba kullanması gibi,
tatlı sert de. Bu da güzel sevişiyor demektir. Ev boş, derken
kimin evi acaba, anlamadım. Neyse, beni sikmek için mi götürüyor eve,
güzel mi sevişiyor, gidince öğreneceğiz bunları.
20 dakika sonra Moda'daydık. Yeni, lüks bir apartmanın
garajına indik, motoru park edip, garajdan asansörle dairenin olduğu
kata çıktık. Eve girer girmez, sarılmayla saldırma
karışımı bir atakla, yapıştı bana ve
dudaklarıma. Ersin gerçekten de abazaymış bu arada. Önce biraz
hoyrattı, ama yavaş yavaş yumuşadı hareketleri.
Öpüşmeye devam ederken, kendini de beni de soydu...
Evet, gerçekten elinden ince iş geliyormuş,
bayılırım böyle becerikli erkeklere. Ben yine içime
kırmızı kız külotunu giymiştim, onunla kaldım. O
da bokseriyle kaldı. Siki kalkmış, karnıma değiyordu.
Öpüşmeyi bırakıp vücuduma baktı, külotumu yeni farketti.
Güldü ona bakıp, bu defa ben kızardım. Haşince götüme ellerini
atıp sıktırarak tekrar kendine yapıştırdı
beni ve "Vücudun beklediğimden daha harikaymış. Seni görür
görmez sikim taş gibi olmuştu zaten. Şimdi de patlamak üzere!"
dedi.
Bunu söyleyince, benim de onu görür görmez, siki nasıl acaba diye
düşünmeye başladığım aklıma geldi :) Elimi
attım aşağıya, off baya iyiymiş
kalınlığı! Böylesi bir şeye saygı sunmak gerekir.
Yavaşça, önünde diz çöktüm. Bokserin üzerinden öpmeye başladım
sikini. Yukarı baktım, bana bakıyordu biraz
şaşkın, güzel yüzü daha da güzelleşmiş sanki...
Ve en güzel yerine geldik, perde açılacak. Heyecandan ellerim
titriyor. Bokseri indirdim yavaşça... Abi bu ne tatlı bir şey...
Şişman top gibi büyük başı, tamamen sünnet derisiyle
kaplı. Çok uzun değil, belki 16 cm filan ama vücuduna göre daha koyu
renkli, baya kalın bir sanat eseri. Öyle de güzel dikelmiş ki. Zargan
vücudunda, daha da büyükmüş gibi duruyor.
Elime aldım, patlıcan gibi, hem yumuşak hem sert. Sanki
çok değerli bir bibloya zarar verecekmişim gibi, yavaşça
başını öptüm. Taşaklarına kadar öpe öpe indim.
Diğer elimle avuçladım taşaklarını, bir kuşu
tutar gibi ürkekçe... Off, içi er suyu dolmuştur bunların şimdi.
Ersinin, er suyu :) Ne alaka aklıma geldi. Neyse, hep dediğim gibi,
yarak beni yaratıcı yapıyor. Taşaklarını da tek
tek öptüm. Sonra başına geçtim ve dudaklarımın arasına
aldım, elimdeki gövdesini geri çekip, sünnet derisini açtım.
Pürüzsüz, açık renk kafası çıktı ortaya, harika
yarağın.
Dayanamadım ve yumuldum başına... Gırtlağıma
dayanınca, inleyerek konuştu, "Berk, çok iyi... Hadi, yala, em
iyice... Kuvvetli! Sert! Em! Yala! Hadi!!!" diyordu. Kendinden geçti
aslanım. Merak etme, bütün emirlerini yerine getirmek için burdayım...
Hard seks mi seviyor acaba?
(Berk W.)
18+ YASAL UYARI:
Kaymakgibi Gay Seks Hikayeleri sitesi 18 yaşından büyükler için seks hikayeleri içermektedir.
18 yaşından küçük iseniz veya bulunduğunuz ülkede erkek siken erkeklerin gay sikiş hikayelerini okumak
kanunen yasak ise, bu siteyi derhal terkediniz!
ÇEREZ (COOKIE) POLİTİKASI:
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.
Powered by w3.css
Copyright ©
All rights Reserved. The Netherlands. Contact E-Mail: