Yarak Yemeden Durulmuyormuş! (3) (Berk W. 18 Y., İstanbul)
Mahmut'un beni sattığı gün üç ayrı yarağı
dört posta yemiştim. O zevk anlarında fark edilmiyor, ama Ahmet abinin yarağı
gerçekten çok kalındı. Ertesi gün ne yediğini daha iyi
anlıyorsun. Götüm haşat olmuştu. Okulda sıraya ancak yan
oturabiliyordum. Sikildiğimi anlayan birileri yoktur diye de dua
ediyordum.
Ancak birkaç gün sonra popişim normale döndü. Mahmut'un bana
sormadan yaptığı pezevenklikten sonra onu bir daha aramamaya
karar verdim. O beni aradı, mesaj yazdı filan, ama hiç birine cevap
vermedim. Tacizi sıklaştırınca da engelledim. İlk
erkeğimdi ve onun girişkenliği sayesinde bu zevki
tatmıştım, ama ben de ona kızlığımı
sunarak borcumu ödemiştim. Bir daha pasajda dolanmayacaktım. Bu
puştlukla nasıl olsa sikecek başka bir ibne bulurdu.
Ahmet abinin kol gibi yarağı ise gözümün önünden gitmiyordu bir
türlü. Pornolarda bile böylesi az görülür. Harbi erkek yarağı böyle
olmalı dedirtiyor kendine. Malum herkes kendinde eksik olanı
severmiş. Ahmet abi (Mutlaka ara!) demişti. Ama onu da arayıp
aramamak konusunda bir türlü karar veremiyorum. O da benim orospulukta ilk
erkeğimdi :) Yanındaki tıknaz arkadaşı vardı bir
de tabii. Gerçi parayı ben almadığımdan amatör
sınıfından bir deneyim denebilir buna ancak. İşin
doğrusu Mahmut'un yaptığından sonra başıma daha
beter olayların gelmesinden korkuyordum. Yediğim haltların yüzde
birini babam duysa, küçük sikimin yüzde yüzünü keser...
Aslında en büyük isteğim kendi yaşıtım bir
erkekle devamlı bir ilişkim olmasıydı. Varsın siki
Ahmet abi kadar büyük olmasın. Küçük olsun bizim olsun misali :) Benimki
kadar küçük de olmazsa iyi olur gerçi. Açık söyleyeyim hadi; ortalama boy
15 cm'den küçük olmasın, o ve onun üstünde her boyun
başımızın üstünde yeri var diyelim.
Götümü siktirince okuldaki arkadaşlarıma da farklı
gözle bakmaya başladım. Özellikle okulda çok eskiden beri
beğendiğim Mert diye biri vardı. Kore Boy Band bebelerinin
okulumuzdaki temsilcisi gibiydi. Uzun boylu, zargan gibi tatlı bir
oğlan. Bütün kızlar ona aşık. Doğal olarak ben de.
Aynı zamanda büyük bir basket takımının
altyapısında basketçidir kendileri. Çoğu maçlarına gidip
hemen benchin arkasına oturup izliyorum ben de. Eğer maçı
kazanmışlarsa ayakta uzun uzun alkışlarım onları.
O da gülümser bana. Hatta takımdakiler bile bana ara sıra selam
verirlerdi devamlı aynı yerde oturup onları izlediğim için.
Bir keresinde okulun tuvaletinde pisuvarda yan yana düştük.
Dayanamadım, riski göze alıp sikine baktım. İnik hali bile
kendi gibi çok güzeldi. Kalkınca nasıl olur merak içindeyim. Ona sadece
bir sakso yapma şansım olsa ve sütünü içebilsem... Mert aynı
zamanda bizim sitede oturuyor. Keşke aynı sınıfta
olsaydık, arkadaş olma şansımız doğardı. Ama
o benden bir yaş büyük ve bir sınıf üstte okuyor. Mert'in sosyal
medya hesabını bulmakla işe başlamaya karar verdim. Belki
böylece ona yaklaşmanın bir yolunu bulabilirdim.
Bizim sınıfta kendi çapında influencer olan ve sosyal
medyada takipcisi bol bir kız var. Ondan Mert'in soyal medya
hesabının adını öğrendim. Ama hesabı gizliydi.
Ben de hemen 'Deniz' isminde fake bir hesap yapıp infoya bizim okulun
adını ve oynadığı takımın da adını
yazdım ve onu takibe aldım. Böylece onu
tanıdığımı anlayabilecekti. Eğer o da beni takip
ederse, onunla konuşmanın bir yolunu bulabilirim diye
düşünüyordum.
Bir hafta bekledim, sonunda takip isteğimi kabul etti Mert. Etmese
daha iyiydi. Resimlerine ulaşınca kız arkadaşı
olduğunu gördüm. Üstelik çok güzel bir kızdı. Eğer seks de
yapıyorlarsa benim şansım sıfır demektir. O da beni
takibe alsa belki bir şeyler deneyebilirdim, ama almadı. Moralim
bozuldu. Okulda tenefüste bunları düşünüp Mert'in
fotoğraflarına ve basket videolarına bakıyordum. Keşke
bir de o güzel sikini kaldırıp fotosunu koysaydı :) diye
düşünürken telefonum çaldı. Ahmet abiydi. Bir anda çok korktum. O
bana vermişti, ama ben ona numaramı vermemiştim. Biraz zaman
geçince jeton düştü. Pezevenk Mahmut'tan almıştır
numaramı. Bir daha ararsa onu da engellerim diye düşünürken mesaj
geldi...
Ahmet abi, "Sana ara demiştim, ama aramadın, ne oldu? Çağrıyı
reddetmeni de derstesin filan diye yorumladım. uygun olunca beni hemen
ara. Eğer aramazsan ben seni bir şekil bulurum ve şeklini
bozarım. Bunu ikimiz de istemeyiz, sevdim seni çünkü!"
yazmıştı. Uff ya, ben de seni sevmesem de oldukça iyi bir sikici olarak
etiketledim. Ama korkuyorum işte. Bunları yazamayacağıma
göre ne yapacağımı bilemeden okul bitince eve gittim.
Açtığım hesabı Mert takip ediyor mu diye durmadan bakmaktan artık bıkkıntı gelmişti. Sikildikten
sonra kendimi bulmuştum ve psikolojim hatta derslerim düzelmişti.
Çünkü artık odaklanabiliyordum. Ama şimdi Mert'i düşünmekten ve
yarak yemeden geçen üç haftadan sonra eski halime dönmek üzereydim.
Gece geç saatte uyumak üzereyken yine Ahmet abiden mesaj geldi. Ahmet
abi, "Berk beni ara!" yazmıştı. Oha, ellerim titremeye
başladı. Ben ismimi Mahmut'a bile söylememiştim. Bunu nerden
öğrendi ki? Altıma sıçmak üzereyim. Hemen kafamı toplamam
gerek. Sessiz kalırsam tam batarım. Hemen bir mesaj yazdım, "Ahmet
abi okul çok yoğun kusura bakma. Kursa falan da gidiyorum, hiç boş
zamanım olmuyor. Beni affet!" diye. Ahmet abi, "Yarın
cumartesi, öğlene kadar aradın aradın, yoksa ben gelirim!"
yazdı. Bu adam benim ismimi nereden buldu? Neden bu kadar kafayı
taktı bana çözmeye çalışıyorum. Hiç bir mantıklı
açıklama bulamıyorum amına koyım. Sabaha kadar
uyuyamadım.
Sabah kahvaltı filan etmeden evden çıktım. Bizim sitenin
parkına gittim. Şimdi keşke Mert gelse de burda
flörtleşsek, sonra öpüşsek, dilini emsem, tükürüklerini yutsam...
Sonra da emerek sikini kaldırsam... Bunlar olmadı tabi... Göt
korkusundan mecbur öğlene doğru Ahmet abiyi aradım, "Günaydın
abi!" dedim. "Ne günaydını lan, öğlen oldu. Neyse,
yine de günaydın diyen dillerini yerim senin. Niye aramadın hiç? Çok
özledim seni!" dedi. "Abi zamanım yok hiç ya..." dediğimde,
"Şimdi gelip alacağım seni, konum at!" dedi. "Abi
işim..." derken, "Sikerim lan işini!!!" dedi. "Abi
ben Kadıköy boğanın oraya gelirim, saat 2 gibi!"
dediğimde, öyle bir bağırdı ki, Orangutan herif,
kulağım patlayacaktı.
Aslında işim filan yoktu tabii. Kursa da gitmiyorum. Eve
döndüm. Zorla da olsa buluşacak olmamıza sevinsem mi kızsam
mı bilemiyordum. Ama heyecanlandığım kesin. Karnım
karıncalanmaya başladı. Gerçek seks yapınca 31 çekmek
saçma geliyor artık. O nedenle üç haftadır boşalmadım bile.
Benim gibi sağlıklı bir erkek :) için zor bir durum. Neyse,
heralde çay içmeye çağırmıyordur beni, bir şeyler
yaparız diye düşünerek yıkanıp temizlendikten sonra giyinip
düştüm yola.
Otobüsten inip boğanın oraya gelir gelmez bir korna sesi
duydum. Baktım Ahmet abi bir arabadan bana el sallıyor. Gidip bindim
arabaya hemen. Beni hayvan gibi kendine çekti, yanaklarımı öptü mü
ısırdı mı anlayamadım. "Özledim seni
karıcığım!" dedi. Utandım,
kıpkırmızı oldum sanırım, yüzüm yanmaya
başladı. Bana bakıp gülmeye başladı. Montumu
çıkardım, sıcaklamıştım. Elini ince
tişörtüme uzatıp memişimi iki parmağının
arasına alıp sertçe sıktırdı. Çok acıdı, ama
bir şey diyemedim. "Ne utanıyorsun kız, cevap versene bir
şey söyleyince. Mahmut'un depoda yarağı yerken, tamam
kocacığım, karınım artık senin, diyen sen
değil miydin? Ne oldu şimdi, ne bu utangaç küçük kız
ayakları?" dedi.
"Abi havaya girebilmem için biraz zaman ver, lütfen. Daha çok
yeniyim bu işlerde..." dedim. "İyi, hadi bakalım göreceğiz
birazdan!" dedi. "Birazdan nereye gidiyoruz abi?" dediğimde,
"Gidince görürsün, çok soru sorma. Bu gün yarağa doyuracağım
seni küçük orospu. Kocan ne diyorsa onları yapmaya odaklan sen!"
dedi.
"Abi kızmazsan bir şey soracağım..." dedim.
"Sor bakalım!" dedi. "Adımı söylememiştim,
nerden öğrendin?" dediğimde Gülmeye başladı yine.
Kocaman ellerinin biriyle direksiyonu tutarken diğeri ile
yanaklarımı iki yandan sıktırıp dudaklarımı
büzüştürdü. Arabayı kullanmaya devam ederken uzanıp öptü
tavşan dudaklarımı. Sıktırmaya devam ediyordu.
Canım acıdı çok. Zar zor konuştum, "Yeter abi
canım acıyor!" dedim. "Canının
acımasını istemiyorsan gereksiz şeyleri merak etme. Uslu bir oğlan
ol yeter!" dedi.
Tekrar bizim evin oralara doğru gidiyorduk. E-5'ten bizim eve
doğru dönen köprünün oraya geldiğimizde dönmek için sinyal verince
ödüm bokuma karıştı. Neyse ki yolun aşağısına
değil yukarı doğru giden sapağa girdi, rahatladım.
Ordan da sanayi sitesine girdik. Burayı gelip geçerken görürdüm hep. Bir
dükkanın önünde durduk. Kepenkler yarı açık duruyordu.
İçerde benim yaşlarımda iki eleman vardı bekleyen.
Şaşırdı Ahmet abi, biraz da sinirlendi. "Bekle
arabada! dedi bana. Neler konuştuklarını duyabilmek için
camı araladım.
"Ulan ben size öğlen kapatın dükkanı gidin demedim
mi?!! Ne yapıyorsunuz burda halen?!!" dedi. "Kızma usta,
akşamki maçı senin büroda izleyebilir miyiz diyecektik de..."
dedi uzun boylu olan. Ahmet abi lafını bitirmesine izin vermedi, "Yok
maç filan bu hafta, işim var benim. Siktirin gidin şimdi!" dedi.
Süklüm püklüm çıktılar dükkandan, arabanın yanından
geçerken bana baktılar. Uzun boylu olan, durup bakmaya devam etti
gözlerimin içine. Gözlerini kısıp biraz düşündü, sonra
alaycı bir gülümseme belirdi suratında, dönüp gitti.
Arkasından baktım. Ayaklarının önce ön
tarafını yere basarak ve yaylanarak yürümesi... Aynı Mert gibi? Elemanı
bir anda hatırladım. Bu Mert'in takımında, Mert gibi gard
oynayan basketçiydi. Sanırım o da beni tanımıştı.
Başımın belaya gireceği içime doğmuştu zaten. Ama
benim bildiğim basket takımına sadece öğrenciler
alınıyordu. Sanayide çalışan bir çırağın takımda ne
işi vardı o zaman?
Neyse, biraz sakinleşirse Ahmet abi, ona sorarım diye
düşünürken gelip kapıyı açtı, kolumdan sertçe çekip
çıkardı beni arabadan. Manyak herif elemanlara kızıp
hıncını benden alıyordu. Dükkana soktu beni. Kepenkleri
kapadı ve "Takip et beni!" dedi. Dükkanın arkasına
doğru tahta merdivenler vardı. Ordan yukarı çıktık.
Çelik bir kapıyı anahtarları ile açtı. Burası kocaman
bir odaydı. Küçük bir ev gibi her şey vardı. Masa, oturma
gurubu, karşısında dev ekran televizyon. Bir köşede
çalışma masası, üzerinde büyük ekranı olan bir bilgisayar.
Diğer bir köşede mutfak, buzdolabı, çamaşır makinası.
Odanın sonunda kalınca bir perde vardı. Onu açtı,
orası da yatak odası gibiydi, kocaman bir yatak ve gardrop vardı...
"Hazırsan, soyun gir yatağa!" dedi. Odadaki tek
kapıyı açıp girdi. Orası da banyoydu anlaşılan.
Seslerden anladığım kadarıyla duş alıyordu. Ben
de yatağa oturup soyunmaya başladım. Belki hoşuna gider
diye külot hariç çıplak yatağa girip pikeyi üstüme çekip yattım.
Stresten ve gördüğüm basketçi elemanın bana alaycı
bakışlarından dolayı bir türlü havaya giremiyordum. Ama
birazdan Ahmet abinin bana gireceği aşikardı.
Banyodan belinde havluyla çıktı. Halen suratı
asıktı. Eliyle yanına çağırdı beni. Havluyu
çıkarıp uzattı. Kurulamamı istiyordu sanırım. Göt
verdiğimiz yetmez gibi bir de hizmetçiliğe başladık
amına koyım. Fil hortumu gibi sarkan sikinden başladım
kurulamaya. Yaşı Mahmut'tan büyüktü sanırım. Ama vücudu
diriydi. Çok kıllıydı, sırtında bile kıllar
vardı. Bacakları o kadar kalındı ki, tam ayı gibiydi. Kurulamayı
bitirince havluyu koltuğa bıraktım.
Beni bir çırpıda belimden kavrayıp kaldırdı,
hafif çıkkın göbeğinin üzerine popomu oturtup kucağına
aldı. Ben de düşmemek için boynuna sarıldım. Sonunda güldü.
Dudaklarıma yapıştırdı dudaklarını.
Sakalları bıyıkları jilet gibi kesiyordu yine her yerimi.
Epey dilimi emip suratımı yaladıktan sonra, yatağa biraz
yukardan bırakıp zıplayarak düşmemi ve korkmamı
izleyip zevklendi. O da yatıp yanına çekti beni. Kafamı tek
eliyle bile kavrayabiliyordu. Aşağı doğru iteledi
başımdan. Siki kalkınca tek elimle tam kavrayamıyordum
bile. İnik haldeydi, ama bu durumdayken bile sert ve çok heybetliydi.
Elime aldım, sikinin başını öperken ona
baktım. Mutluydu, dilimi çevresinde gezdirirken popomu
kaldırdım. Çıraklara o kadar sinirlenmişti ki, pembe
külotumu daha yeni fark ediyordu. Yine gülümsedi. "Kız ne
güzelmiş külotun senin, getir bana doğru güzel götünü bakayım!"
dedi. Ağzımda şişerken yarağı, dizlerimin üstünde
götümü ona doğru yanaştırdım. Külotumu götümün yarığına
çekip tanga gibi yaptı, götümün yanaklarını öpüp yalamaya
başladı. Yine batıyordu bıyıkları filan.
Sonra kenara çekti külotumu ve en sevdiğim şeye
başladı. Bıyıkları deliğimi çizerken beni
dilliyordu. Hafif ısırıklar atmaya başlayınca ben de
hafif çığlıklar atmaya başladım. "Ciyakla
istediğin kadar orospu çocuğu, bu oda ses yalıtımlı,
kimse duymaz seni!" dedi. Olaya annemi dahil etmese iyiydi, ama neyse.
Siki iyice büyümüş ve kemik gibi sertleşmişti. Haftalardır
özlemini çektiğim koçbaşı yarağa kavuşmuştum
sonunda. Sikinin başını boğazıma sokmaya
çalışıyordum oyuncağımla oynar gibi. Koca
başın zorlaması gözlerimden yaşlar akmasına neden olurken,
birazdan üstüne oturacağım yarağı kedi gibi severken ben
çok mutluydum halimden :)
(Berk W.)
18+ YASAL UYARI:
Kaymakgibi Gay Seks Hikayeleri sitesi 18 yaşından büyükler için seks hikayeleri içermektedir.
18 yaşından küçük iseniz veya bulunduğunuz ülkede erkek siken erkeklerin gay sikiş hikayelerini okumak
kanunen yasak ise, bu siteyi derhal terkediniz!
ÇEREZ (COOKIE) POLİTİKASI:
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.
Powered by w3.css
Copyright ©
All rights Reserved. The Netherlands. Contact E-Mail: