Yarak Yemeden Durulmuyormuş! (9) (Berk W. 18 Y., İstanbul)
Alışınca kalınlığına
deliğim, içimi tatlı tatlı doldurdu Ersin'in yarağı.
Sözüne sadık kalıp, kendi düşüncesince
'sikmedi' aşkım beni. Onun sözlüğünde dibine kadar soksan da,
gidip gelmezsen sikmek olmuyormuş. Bunu da öğrenmiş olduk. Arkadan
bana sımsıkı sarılmaya devam
ederek, ara sıra kollarını gevşetip zarif ellerini
vücudumda gezdirerek, orama burama ufak öpücükler kondurarak, sihirli
parmakları ve dolgun dudaklarıyla, okşayıp sevdi beni. Onun
beni sevmesi uyuşturuyor beynimi. Güzel bir rüya görür gibi...
Götümü bacak arasına yapıştırıp
cenin halinde kaldım. İçimde kalmaya devam
etti. Garip bir çocuk, ne diyeyim? Ben halimden memnunum da, o neden veya
neyden memnun, pek anlayamıyorum. Yirmi dakikaya yakın böyle
kaldık. Bu arada saat kaç oldu acaba? Zaman nasıl geçiyor
anlamıyorum, çok mutluyum ama. Bir de evdeki durumları düşünmem
gerek. Annem bana kızarsa, babama saldırabilirsin anlamında bir
bakışı yeter. Ensemde patlayan kocaman eli
babamın, çok korkutucu. Çünkü beyin bıngıldağımı
yerinden oynatıyor...
Ona, "Aşkım, işkenceye dönüştü bu
iş senin için. Ağzımla boşaltayım mı seni?"
dedim. İçimden birden çıktı, canım
yandı. Yavaş hareket etmeyi bir becerse. Sırt üstü döndürdü beni.
Dizlerinin üstünde, suratımın önüne geldi. Yarağını avuçladım
ve sünnet derisini öptüm ve yaladım önce. Sünnet derisi ile
başının arasına dilimi soktum :)
İçinde çevirdim dilimi. Bunu hep yapmak istemiştim.
Bu güne nasipmiş. Sonra açtım ağzımı yumdum gözümü.
Gırtlağıma kadar girdi top gibi başı. Girdi,
çıktı. Soktu, çıkardı. Taşaklarını çeneme
vurdura vurdura ağzımı yüzümü gırtlağımı
sikti attı. Suratım gözyaşı ve salya, sümük deryasına
döndü. Ama o halinden çok memnun ve gelmeye de hiç niyeti yok gibi gittikçe
sertleşiyor yarağı...
Ölmeden önce bir mola manasında, elimi
kaldırdım. Durdu, hemen çıkardım ağzımdan çelik
gibi olmuş sikini. Bacak arasından sıyrılıp,
yatağın sonuna geçip domaldım ve "Aşkım sikmeden
boşalamayacaksın sanırım. Sik
götümü, ama çabuk gel yalvarırım, eve geç kalırsam babam da
siker beni!" dedim. Gözleri parladı
sevinçten. Yine ayaklarının üstünde, tepeme binip geçirdi
yarağını. Çakmaya başlayınca, önce canım
yandı ama hiç bir şey demedim ona. Zevkini kaçırırsam
boşalması gecikebilir diye düşünürken, o güzel tenis topu gibi
başının girip çıkmasından içime, ister isteme zevk
almaya başladım...
Ben istemsiz inlemeye başlayınca,
sırtıma göğsünü yatırdı. Ben onu
taşıyamayınca, o üstümdeyken yatağa yapıştım.
Ellerini göğsümün altından geçirip sımsıkı
sarıldı ve başımı çevirip öperken, sadece poposunu
kaldırıp indirerek nefis bir ritimle sikmeye başaladı. O kökledikçe
pipim çarşafa sürtünüp sıkışınca, karnımda yine
kelebekler uçuşmaya başladı. Biraz
bekledim, zevkim arttıkça arttı. Dilini
ağzımdan ittim dilimle ve "Gelebilir miyim aşkım?"
dedim. "Seni bekliyorum, haber ver!" dedi. "Yirmi tane çak,
sonra boşal karının içine aşkım!" dedim. Bunu hiç planlamadan, düşünmeden içimden gelerek
söyleyiverdim, boğuk ve buğulu bir sesle.
Arkamda, ellerinin üstünde yükselip, hayvan gibi çakmaya ve
saymaya başladı. Canım yanıyor mu, zevk mi alıyorum,
bulutların üstünde mi uçuyorum. Yoksa bu harika herif beni sikerken bir
büyücü gibi bunların hepsini birden mi yaşatıyor. Bilmiyorum.
Ama ben ona harbiden aşık oldum. Aşkla seksin ne ilgisi var diyen
varsa, doğrudan alakalı diyebilirim. 18 dediğinde, biraz
kalkmış pipimi iyice bastırdım yatağa. 19 dedi,
gelmeye başladım. İkinci gelişim olduğu için daha
zevkli daha yavaş sicim gibi geldiğimi hissediyorum çarşafa.
20 diye gururla bağırdı ve yapıştırdı
yarağını, oğlan amcığına dönen göt
deliğime...
Üstüme yatıp, kıpırdamadan gelmeye devam
etti beni öperken. İçim döllerinden, dışım bütün bedenimi
kaplayan vücudundan sıcacık oldu. Bu da yetmedi, kulağımı
emerken, fısıltılı bir sesle, "Bu
güne kadar siktiğim en güzel amcık seninki aşkım!"
dedi. Amcığım konusunda da telepati yapabilmemize
şaşıraraktan, çok mutlu oldum söylediğine.
İçimden çıkmaya ve
üstümden kalkmaya pek niyeti olmadığını anlayınca, "Aşkım,
çok güzel siktin, teşekkür ederim, kalkalım mı, bir saate bakmam
lazım, ne vaziyetteyiz acaba?" dedim. Halen
yumuşamamış sikini yavaşça çıkardı içimden. Ancak
boşaldıktan sonra normal hareket edebiliyor aşkım demek ki :)
Kalkıp salona geçtik ve
pantolonlarımızdan telefonlarımızı alıp
baktık. Oha ya, saat 19:15 olmuş. Eğer babam evdeyse kutsal
akşam yemeği saatini kaçırdım ve
boku yedim. Ve bir sürü cevapsız arama tabii ki
annemden. İkimiz de bir birimize baktık ekşi
suratlarla. Ona, "Sen neden endişelisin?" dedim.
"Babam, aramış bir sürü. Şimdi
yine fırça kayacak eve gidince. Sıkıldım artık bu
adamdan. Annemin yanına dönmek istiyorum!" dedi. "Yaa sen
gidersen ben ne yapacağım burada?" dedim,
baya ağlamak üzere bir ses tonuyla söyledim bunu.
"Merak etme, gidersem seni de götürürüm!" dedi
gülerek. "Tamam, o zaman oldu. Almanya'da evleniriz, resmen karın
olurum senin aşkım!" dedim. Hem güldük
bu söylediğime hem de hızla giyinip aşağı garaja indik.
Motora binerken aklıma geldi, "Aşkım ben
sana söylemeyi unuttum. Yatağı berbat ettim, yani oraya
boşaldım, öylece bıraktık her şeyi. Panjurları
filan da kapatmadık!" dedim. Panjurlar ne
alaka amına koyum. Güldü yine. Her şeye de
gülüyor.
Sadece telefonuna baktığında,
babasının aramalarına ekşitti o
tatlı yüzünü. Bana, "Senin her yaptığın şeyin
farkındayım. Sen boşal yeter ki, hem de
istediğin yere. Merak etme, devamlı temizlikçi geliyor, o
icabına bakar!" dedi. Bu evde kimlerin icabına bakıyor
Ersin efendi acaba da, bu temizlikçi döl lekeli yatakların icabına
bakmaya alışkın? Farklı bebe, ben de senin her
yaptığın şeyin farkında olmak istiyorum bundan sonra,
izin verir misin??? Benim boşalmamı
önemsemesini, ayrıca not ettim tabii.
İstediğin yere derken, ne kastetti acaba???
Motora binerken, bana bir motorcu numarası
öğretti. Kulaklıklarımızı takıp
kasklarımızı giydik. Telefondan beni aradı, yol boyunca
açık tutmalıymışım. Böylece yolda giderken
konuşabilecekmişiz. Yerim ben bu akıllı bıdığı
ya. Yola çıktık. Yine deli gibi kullanıyor. Yüreğim
ağzımda, gidiyoruz. Bana, "Bebek, beğendin mi bu günü?"
dedi, telefondan yani. "Bayıldım! Sakıncası yoktur
umarım, sana da aşık oldum bu arada!" dedim.
Cevap vermedi gıcık şey. "Sen beğendin mi?" dedim. "Bayıldım!!!"
dedi. İyi buna da razıyız, aşık olacak hali yok ya.
Fırsat bu fırsat dedim konuşmaya devam. "Yarın maçınız var mı?"
dedim. "Var." dedi. Yine kısa cevap.
Neden bu konuda konuşmak istemiyor acaba? Biraz bekledim.Konuşmuyor
yine. Pis herif, neden bu kanalı açtın o zaman. Ben mi konuşacağım
hep. Ona, "Dönünce eve annem kızmamışsa eğer, yani
ceza filan vermezse, yarın geleyim mi maçınıza?" dedim. "Yok, yarın deplasmandayız!"
dedi. "Maç nerede" dedim. "Maltepe'de, alamam ben
seni, çünkü takımla beraber gidiyoruz!" dedi, sanki al diyen oldu. "Ben
kendim gelsem, metroyla kolay aşkım. Seni seyretmek istiyorum!" dedim.
Epey sustuktan sonra, "Mert te maçta olacak tabii, onu
da seyretmeni istemiyorum!" dedi sinirli bir ses tonuyla. "Mert
işi bitti. Boşluktan doğan bir ilgiydi benim için. Artık her yerim seninle dolu!" dedim
heyecanla. Ama cevap vermedi...
Bizim sitenin önüne geldik. Kasklarımızı
çıkarıp birbirimize baktık. Ona, "Hiç ayrılmak
istemiyorum senden!" dedim. O da, "Gözlerin çok güzel parlıyor... Babam evde delirmiştir,
hemen gitmem lazım!" dedi. Ben ne diyorum o ne diyor? Cidden gidiyor.
Ona, "Ne zaman görüşürüz?" dedim korkuyla. "Mesaj atacağım,
bekle!" dedi ve bastı gitti.
Eve girmeden telefona baktım, saat 20:00 olmak üzere.
Babam evdeyse, çok ciddi bir öngörülemez risk beni bekliyor. Kapıyı
yavaşça açıp ayakkabılarımı çıkarırken,
annem kulağıma yapıştı ve "Hemen odana geç!!!" dedi, kısık ama döver gibi bir sesle
söyledi bunu. Sanırım babam evde ve sinirli. Daha odama giremeden ensemden yakaladı babam. Yaşına göre oldukça
formunda, uzun ömür dilerim babacığım.
Kendine çevirdi ve aşağıdan yukarı bir
süzdü beni. Sonra, "Çıkar o pantolonu!!!"
diye bağırdı. Geçen gün, (Oğlum ibne misin ne biçim kot bu?)
dediği şu an giydiğim skinny kotu kastediyor. Tam
çıkarıyordum ki, aklıma geldi, ulan
içimde kız külotu var ya. Siki tuttuk, hem de
dibinden. Kediyi köşeye sıkıştırmayacaksın. Çevik
bir hareketle, kurtuldum elinden, odama girip kilitledim kapıyı.
Hemen kotu çıkardım, o da zar zor. Vücuda
yapıştığı için çıkarması işkence gibi.
Hemen külotu çıkarıp, camdan aşağı attım ve bir
şort giydim.
Bu arada babam kapıyı kırmaya
çalışıp, bana ağza alınmayacak küfürler
saydırıyordu. Hemen kapıyı açtım ve elimdeki kotu ona
uzattım. Kotu alıp, kamçı gibi suratıma bir çarptı.
Yere düştüm. Yerdeyken karnıma bir de tekme attı. Neyse ki annem gelip, aksiyon sahnesini sonlandırdı.
Aslında bütün bu olanları idare eden annem. O olmasa dayak yemezdim.
Ama o olmasa, babam beni öldürebilirdi de. Yani tavuk mu yumurtadan, yumurta
mı tavuktan çıktı hikayesi bu...
Beni akşam yemeğine
davet etmediler. Benden önce yemişlerdir herhalde diye yorumladım.
Ben de yarı aç yarı tok yatağıma girip,
kulaklıklarımdan dinlendirici bir müzik açtım. Ersin'i
düşünmeye başladım. Bugün gerçekten de çok güzel geçti ve
müthiş rahatladım. Umarım erkeğim de benden memnun
kalmıştır... düşünceleri içinde,
babamın kısa ama etkili dayağının da
yardımıyla, uyuyakalmışım...
Pazar sabahı epey
geç uyandım. Kimse de beni uyandırmamış. Sanırım,
dün akşamın sindirimini yapıyor babam
ve annem. Benim pek sikimde değil. Babamın deyimi ile (ibne pantolonum)
yani kotum ne oldu acaba? İbne pantolonu ile bir ibneyi dövmek, ne
yaratıcı bir düşüncenin eyleme dökümüdür. Babamla gurur
duyuyorum. Babamın kotla vurduğu yüzüm yanıyor, karnım da
tekme nedeniyle ağrıyor. Odamdan çıkmadım hiç.
Sonunda annem öğlen pes etti ve gelip beni yemeğe
çağırdı. "Aç değilim, teşekkür ederim!"
dedim. Sinirli bir bakış atıp gitti. Ana yüreği
dayanamadı, biraz sonra yemekleri tepsiye koyup getirdi, masama
bırakıp bir şey demeden gitti. Yemek yemek için
çalışma masama oturmamla kalkmam bir oldu. Götüm fena durumda. Çaka
çaka deliğimi deliğimi de belimi de
sakatlamış aşkım. Yarı oturur vaziyette yiyebildim
yemeğimi. Bütün gün de odamdan hiç çıkmadım. Yoğun bir ders
çalışma temposuna kaptırdım kendimi.
Bundan sonra hayatımın temel değerleri yarak
yemek ve ders çalışmak üzerine kurulu
olacak, buna karar verdim. Çünkü artık kendimden eminim. Yani ne
olduğumu anlayınca yaşamdan çok daha zevk almaya
başladım. Daha doğrusu, sanki her şeyin farkına
vardım birden. Hayat enerjisi dolu gibiyim. Babamdan halen korkuyorum, ama
eskisi kadar da değil. En fazla döver, öldürecek hali yok ya! Gerçi bu
konuda pek de emin olmamak gerek... İnsanın kendinin farkına
varamadan yaşamasındansa, ölmek daha iyi değil mi?
Pazartesi başlayan okul haftası, yine her zamanki
gibi gayet iyi geçti. Sınav dönemiydi ve benim notlarım hep tavan
yapıyordu. Öğretmenlerin gözde öğrencisi olmuştum
artık. Birkaç yıl daha böyle devam edersem üniversite
sınavında okulumuza bir gurur yaşatacağımı
söylüyorlar. Ben de onlara, "Sizin sayenizde hocam!" diyorum. Gerçek
sebebin ne olduğunu bilseler... Neyse, bunu
söyleyince bugünün Cuma olduğu ve Ersin'den hiç haber
çıkmadığını, yine kederlenerek anımsadım. En
son ayrılırken, (Mesaj atacağım, bekle!) dediği için ben
de bir şey yazamıyorum. İşte böyle
de, erkeğimin sözünden çıkmayan uysal bir kızım işte...
Bu arada Ahmet abiyi de engelledim,
çünkü mesaj atıp duruyordu. Ben de açmadan siliyordum
hepsini. Şimdi yarın, yani cumartesi günü yarım gün
çalışacak Ersin. Acaba iş çıkışı beni
arayacak mı? Çok özledim onu, kokusunu, incecik parmaklarını,
kalın dudaklarını, zayıf vücudunu ve şişman sikini :) Yani aslında, her şeyini...
Cumartesi öğlen oldu aramadı. Artık
dayanamadım, mesaj attım, "Ersin, iyi misin? Merak ettim."
diye. Saat 3'e kadar cevap yazmadı. Bütün hafta okul, ev, eşek gibi ders çalış. Başka bir şey
yapmadım. Maça da gidemiyoruz, emir büyük yerden. Hafta sonu da evde
oturursam çıldıracağım. Üstelik, maç seyretmeye gitmezse,
babam da evde olacak ve bana sardıracak :(
En iyisi bahçeye inmek. Neyse ki
sitenin bahçesi çok büyük ve yeşillik. Basket sahaları da var. Belki
orda izleyecek birilerini de bulabilirim. Ya da ıssız
bir köşeye gidip müzik dinlerim. Anneme, "Ben aşağı
iniyorum!" dedim. Sanki banka soymaya gidiyorum, sinirlendi, "Bir
yere gidemezsin, baban ceza koydu. Artık sadece okul, ev. Hafta sonu
gezmek yasak!" dedi. "Anne zaten bütün
hafta, dediğin gibi okul, ev yaptım, eşşek gibi de
çalıştım. Bırak biraz hava alayım yaa!!" dedim. Biraz düşündü ve "Bahçeden
çıkmak yok. En önemlisi bundan sonra aradığımda telefonunu
açmazsan, telefonunu alacağım elinden, ona göre!!!"
diyerek nihai kararını ilan etti ana kraliçe.
Bahçeye indim. Bu arada babam kotumu çöpe atmış.
Eşofman altı giydim ben de. Ahmet abinin
verdiği 100 dolar duruyor halen. Yeni bir kot mu alsam acaba? Bunu da
görürse eğer yine bir yaratıcılık yapar mı acaba?
Belki bu sefer kotu götüme sokar. Bilemiyorum, değişik bir insan
babam. Kışın dondurucu soğuk havası beni kendime
getirdi. Mesajıma da Ersin'den cevap geldi sonunda, "İyi
değilim, nerdesin sen?" yazmış. Hemen cevap yazdım, "Ne
oldu, bir şey mi oldu? Hemen yaz ne olur!!!"
diye. O da hemen yazdı, "Nerdesin dedim!!!"
diye. Ben de hemen yazdım, "Evdeyim, yani sitenin bahçesindeyim."
diye.
Biraz sonra müjdeli mesaj geldi, "İşten yeni
çıktım, bekle geliyorum!" diye. Benim ömrüm beklemekle geçti
aslanım. Sen gel yeter ki. Altımdaki
eşofman çuval gibi amına koyım.
Aşkıma bu halde görünmek istemezdim, ama yapacak bir şey yok.
Gidip çöpten, götümü ve bacaklarımı güzel gösteren kotumu arayacak
halim yok.
Bizim sitenin girişine gittim
beklemeye başladım. On dakika sonra geldi. Koşarak yanına
gittim, kaskı çıkarır çıkarmaz, sarılıp boynuna
soktum burnumu, çektim kokusunu içime. Sonra, "Gidecek miyiz?" dedim. "Zamanım az, konuşalım biraz!"
dedi. Neler oluyor acaba?
Motoru güvenlikten geçirip içeri park edip, gözden uzak
ağaçların altında güzel bir banka oturduk. Etrafta kimsenin
olmadığından emin olup, dudağına kısa bir öpücük
kondurayım dedim, yapıştı bana.
Uzunca yiyiştik. Elimi alıp sikine götürdü. Oha! Yarağı
yine taş gibi olmuş ya! Tehlikenin farkına vardım, hemen
çektim dudağımı da elimi de. "Kaldırmışın
yine!" dedim gülümseyerek ve tabii
ağzımın suyu akarak :)
"Seni görünce kalkıyor!" dedi, gayet ciddi. "Ne
oldu, Ersin? Neden mesajında, iyi değilim, yazdın?" dedim. Saçlarını geri attı, bana baktı
dikkatlice. Böyle bakınca bana, sanki beni sikiyormuş gibi
karnım karıncalandı.
Bana, "Geçen hafta seninle evdeyken babam bir sürü aramış, görmemişiz ya telefonu. Merak
etmiş, dükkanda da değilim biliyor. Eve gelmiş, yani Moda'daki
eve. Neyse ki, tam biz çıktıktan sonra.
Yatağın halini görmüş. Eve kız attığımı
anlamış. Almanya'da başım belaya bir kız yüzünden
girmişti. Gerçi benim kabahatim yoktu. Kavgayı da ben
çıkarmamıştım. Siktiğim bir kızın erkek
arkadaşı varmış, ben bilmiyordum. Almanya gibi bir yerde
herif namus meselesi yaptı olayı. Lise öğrencisi olduğum
için, ihalenin bir kısmı da bana
kalmıştı. Babam, şimdi yine bu işlere
bulaşırım diye korktuğundan iş, okul, spor filan beni
boğuyordu ki, böyle şeylere zaman
bulamayayım. Bu gün o nedenle saat 3'de ancak bıraktı usta beni.
Modadaki evin anahtarını aldı, telefonu da her
aradığımda açacaksın, nerdesin görüntülü
bakacağım filan, anlayacağın boku yemiş
durumdayım!" dedi.
Ben de ona, "Ben de eve geciktiğim için aynı
durumdayım aşkım. Ne yapacağız? Yanıyorum ben
sensizlikten!" dedim alt dudağımı uzatıp ona bakarak.
Elini yarağına götürüp tuttu ve "Ben de yanıyorum
gördüğün gibi, ama yapacak bir şey yok. Bir yer bulup kaçamak
yapalım desem, durmadan arıyor babam, görüntülü bir de. Bir süre
bekleyeceğiz. Belki ortalık durulur biraz. Evin anahtarını
geri alırım, ya da annemdekini isterim filan, bir yol buluruz yani.
Ama beklememiz gerek!" dedi.
Sarıldık birbirimize, ama çok uzatmamak gerek,
bazen babam da buralarda dolanıyor. Ateşimizi onun almasını
istemeyiz sonuçta. Derken, "Gitmem gerek!" dedi. Nerdeyse
ağlayacağım, "Bu kadar çabuk mu?"
dedim. "Evet, eve gideyim. Babamı biraz
hoş tutarsam belki yumuşatırım yasaklarını. Bu
arada ben yazmadan bana mesaj atma. Babam bakıyor telefona ara sıra,
bir de sana sardırmasın!" dedi. Yine bastı gitti. Hep
gidiyor amına koyum. Ben de eve
döndüm. Hafta sonu beraber bir şeyler yaparız, sonra da
hayvanlar gibi sikişiriz diye nasıl da hayaller kuruyordum. Hepsi
yalan oldu. Benim için şu an, hayat bile yalan.
O hafta sonu hep evde ve hiç odamdan çıkmadan,
yaşamaya çalıştım. 31 de çekmenin
bir anlamı kalmadığı için, artık patlama
noktasındayım.
Pazartesi yeni okul haftasına, bir
değişiklikle başladık. Çok ihtiyacımız vardı
ya. Sınıfa yeni biri gelmiş. Birinci dönemin bitmesine bir ay
kala, ne alaka bilemedim. Müdür getirdi çocuğu, bu da bir
değişik. Bizle tanıştırdı filan, yetmez gibi bana
bakmaya başladı. Ben iki yıldır Emine'yle yan yana
oturuyordum. İkimiz de kendimizi (silik eleman) olarak
tanımladığımızdan sanırım,
olaysız geçinip gidiyorduk.
Müdürün bana bakmasının nedeni belli oldu. Emine'yi
benim yanımdan kaldırdı, başka yere nakletti. Yeni gelen
elemanı, yani Fırat'ı benim yanıma oturttu. "Berk
oğlum, senin derslerin iyi, efendi çocuksun da. Okula da derslere de uyum
sağlaması için arkadaşına yardımcı
olucaksın!" dedi. Emriniz olur. Müdürün beni
tanıdığını bile bilmiyordum. Hele efendi çocuk
olduğumu, hiç bilmiyordum. Neyse, tanınır olmak benim için yeni.
Silik elemandan, sikik elemana doğru evrilirken,
tanınır da olduk sanırım. Müdürün bizzat bu olayla
ilgilenmesi biraz garip. Bizim okulda hocalar hiç kimseyle böyle yakından
ilgilenmez. Fırat'ın farkı ne acaba?
(Berk W.)
18+ YASAL UYARI:
Kaymakgibi Gay Seks Hikayeleri sitesi 18 yaşından büyükler için seks hikayeleri içermektedir.
18 yaşından küçük iseniz veya bulunduğunuz ülkede erkek siken erkeklerin gay sikiş hikayelerini okumak
kanunen yasak ise, bu siteyi derhal terkediniz!
ÇEREZ (COOKIE) POLİTİKASI:
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır.
Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.
Powered by w3.css
Copyright ©
All rights Reserved. The Netherlands. Contact E-Mail: