|
Bir Pasifin Anıları: İlk Sakso Çekişim! (Alp 24 Y., İzmir)
Merhabalar, ismim
Alp. 24 yaşında bir gencim. İzmir'in Karşıyaka
ilçesinde, nezih bir semtte büyümüş birisiyim. Ailem de gayet fikirlerime
açık, bireyselliğe önem veren ve benim kararlarıma her zaman
saygı duyan bir aile oldu. O yüzden böyle bir aileye ve böyle bir çevreye
sahip olmak, Türkiye'de yaşayan bir eşcinsel için çok büyük bir
artı. Türkiye'deki eşcinsel bireylerin çoğu aile ve çevre
baskısı yüzünden bu yönelimlerini asla açıklayamıyor ve bu
yüzden kapkaranlık bir hayat geçirmek zorunda kalıyorlar. Benim ilk
büyük şansım buydu.
İkinci olarak
da, böyle bir yönelimim olduğunu çok erken yaşlarda fark ettim.
Evimizde bulunan kitaplıkta ilgimi çeken biyoloji ve cinsellik üzerine
olan kitapları sürekli okurdum. Erken yaşlarda kendime bir cinsel
kimlik kazandırmak gibi bir gayem yoktu tabii ki, sadece bazı
şeyleri öğrenmek istiyordum. Bu sırada da etrafımdaki
insanların gelişimini gözlemliyordum. Kız arkadaşlarımın
yeni yeni tomurcuklanan göğüsleri, büyük kadınların vücut
hatları ve penisler. İlk saydığım iki şeyi
gözlemlemek nispeten daha kolaydı. Yaz aylarında plajlarda bikinili
kızlar sayesinde veya normal kıyafetlerin altından bile belli
olan göğüs hatları sayesinde kadınların vücudunu çok iyi
gözlemleyebiliyordum.
Gözlemleyemediğim
tek bir şey vardı... Penis, o ana kadar bana çok yabancı bir
şeydi. Görebildiğim sadece kendi penisim olduğu için bir yorum
yapamıyordum. Ufak göğüs, büyük göğüs, sarkık göğüs,
dik göğüs gibi türlü türlü göğüs hatları olduğu için;
penislerin de böyle farklı olup olamayacağını
düşünüyordum. Tabii penisleri pantolon veya şorttan gözlemlemek
imkansıza yakın olduğu için, bunu sadece çıplak bir biçimde
görerek gözlemleyebilirdim.
Bir haftasonu evde
tek olduğum bir anda bilgisayara girip bunu araştırmak
aklıma geldi. Acaba bilgisayarda bunun fotoğraflarını
bulabilir miydim? İnternete bağlandım ve biraz
araştırma yaptım. İlk bulabildiğim görseller
genellikle biyoloji için uyarlanmış tasarım penis modelleriydi.
Benim görmek istediğim gibi olanları birkaç saatlik
araştırma sonucunda bulabilmiştim. Ve o an, pornoyla ilk
tanıştığım andı. Girdiğim sitede birçok
farklı porno videosu vardı ve sırayla hepsini izlemeye
başlamıştım.
Bunların bir zevk ya da tatmin için izlendiğini bilmediğim için,
karşısına geçiyor ve saatlerce film izler gibi izliyordum.
O an anlamıştım penislerin de
farklılıklarının olduğunu. Büyük, küçük, kalın,
ince, beyaz, esmer, siyah... Türlü türlü birçok penis
görmüştüm. Tabii benim kendimi fark etmem, bir kadınla yatıp
sonra ondan zevk almadığımı anlayınca tercihimi
değiştirmek değildi. Ben gayet bilinçli bir şekilde
kararımı ufak yaştan itibaren vermiştim. Erkekler bana daha
çekici, daha hoş, daha güzel gözüküyordu. Tabii ilk başta cinsellik
ile alakalı bilgi eksik olduğu için, bir erkeğe en fazla
hayranlık duyabiliyordum. Bir erkekle cinsel bir birliktelik yaşamak
fikri de izlediğim bir eşcinsel erkek pornosuyla birlikte oldu.
Araştırma
serüvenim Lise 2. sınıfa kadar sürmüştü. 16 yaşında
bir bireydim artık ve çizgilerim kesindi. Kendimden iyice emin
olmuştum. Tabii o an kendimden emin olmamı sağlayan bir şey
olmuştu. Bir hemcinsime aşık olmuştum! Lise 2.
sınıfta tanıştığım Okan isimli bir
çocuğa duyduğum hislerle birlikte artık tamamen kendimden
emindim.
Kendimi asla tam
olarak gay, heteroseksüel, biseksüel, aseksüel vs. gibi kavramlarla
tanımlamadım. Hayatım boyunca her zaman kendimi kalıplara
sokmaktan kaçtım. Ben eğer o andan zevk duyuyorsam, bir kadınla
da öpüşürdüm, bir kadınla da yatardım, bir erkeğe de
aşık olurdum. Kendimi kesin bir tanıma sokmak istemedim hiçbir
zaman.
Lise 2.
sınıfta, 1.75 boyunda, beyaz tenli, tüysüz, 68 kiloda bir gençtim.
Saçlarım sarı, gözleri yeşil olan ben; her gün okula giderken
çok fazla kendine dikkat eden birisi olarak hazırlanırdım.
Makyaj yapmak ve kadın kıyafetleri giymek gibi şeyleri
yapmıyordum, ama tabii ki bu benim için tercih meselesiydi. İleride
bir gün rahat rahat giyip, rahat rahat makyaj da yapabilirdim. Nitekim
yaptım da!
Normalde ideal
kilom 65 olmasına rağmen ben kendimi hep 68-69 kilogram
civarında tutardım. O göbek yapmayan, ama hafifçe eti
dolgunlaştıran o fazla 3-4 kilo gerçekten vücudumu istediğim
gibi tutuyordu. Tüysüz ve dolgun bacaklar, çıkık ve iri bir popo ve
hafif bir memeye sahip oluyordum böylece, ama asla kendini salıp göbek
yapan bir tipe dönüşmüyordum. Hiçbir zaman ağırlık
çalışmalı sporlar yapmamıştım. Etim bir bebeğinki
kadar yumuşaktı. Yaptığım sporlar genellikle pilates,
squat, açma-germe ve esneme tarzındaki sporlardı.
Okan ile aramdaki
ilişkiye geri dönecek olursak, Okan asla benim hayatımda olmadı.
Okan benim için sadece platonik bir aşktı, ama Okan'ın tek
önemi, beni kendimden emin bir duruma getirmesiydi. Bu durumdan sonra
artık aileme bunu anlatma vakti gelmişti. Bir akşam yemek
sonrası çaylarımızı almış salonumuzda otururken,
ben konuya girdim. Düşüncelerimi, fikirlerimi ve isteklerimi
anlattım. Ailem beni sonuna kadar dinledi ve ben konuşmamı
bitirince uzun bir süre sessizlik oldu. Aileme artık böyle
düşündüğümü, böyle bir yönelimimin olduğunu
anlatmıştım ve topu onlara atmıştım.
Babam, "Biz
bunun için bir şey diyemeyiz. Sonuçta bu değiştirebilecek bir
şey değil, senin hayatın. Umarım bundan pişman
olmazsın." dedi. Babamdan biraz kızmasını, hatta daha da sert
davranmasını bekliyordum, fakat babamdan beklediğim tepki
annemden geldi. Annem bana hiçbir şey söylemedi, hiçbir şey yapmadı, ama uzunca bir süre o kadar uzak davrandı, o kadar
soğuk davrandı ki; edeceği tüm küfür ve hakaretlerden daha
ağırdı bu benim için.
Daha sonra annemle
baş başa olduğumuz bir günde, annem, "Senin aslında
böyle bir yöneliminin olduğunu çok önceden anlamıştım.
İzlediğin filmler, okuduğun kitaplar,
davranışların, sohbet ettiğin insanlar... Her şeyin
çıkacağı kapı belliydi, ama bunu bir türlü kabul
edemiyordum. Belki sadece merak ediyordur diye düşünüyordum, ama bunun
doğru olmadığını öğrendim." dedi
ağlayarak. Daha sonra da, "Sana bunun için kızacak değilim
tabii ki, bu senin elinde olan bir şey değil." dedi. O günkü
itiraflarımızdan sonra ikimiz de eskisi gibi olmuştuk.
Ailem
dışında bunu öğrenen ilk kişi bir erkek değil,
farklı bir biçimde kız bir arkadaşım olmuştu. Pelin
benim sınıf arkadaşımdı. Okula gelirken
taktığım abartılı şallar, sürekli renkli ve
farklı giyinişim ve genel erkek profilinden farklı şeylere
ilgi duyuşumla bendeki farklılığı fark etmişti.
Birlikte Karşıyaka'da bir kafede otururken, "Ya Alp ben sana bir
şey soracağım, ama korkuyorum." dedi. Gülümsedim ve
"Neden? Sor hadi!" dedim. Birazcık çekindi, ama daha sonra
direkt olmasa da eşcinsel olup olmadığımı ima edecek
bir soru sordu.
Gülüyordum onun bu
haline. Bana bir türlü direkt olarak bunu soramıyordu. Bunu
normalleştiremiyordu. Bana birisinin eşcinsel olup
olmadığımı sorması, hangi takımı
tuttuğumu sorması kadar doğal ve normaldi aslında. Pelin'e,
"Evet, eşcinselim." dediğinde yüzünde rahatlamış
bir ifade gördüm. Daha sonrasında da her zaman bir eşcinselle
karşılaşanların sorduğu klasik sorular geldi. Bunu
nasıl fark ettiğimi, daha önce bir şey yaşayıp
yaşamadığımı ve kadınlar hakkında ne
düşündüğümü falan sordu.
Ben de Pelin'in
tüm sorularına cevap vererek onun merakını giderdim. Pelin en
sonunda sorularının cevabını almış bir
şekilde rahatladığında, ona, "Peki bu arkadaşlığımızı
değiştirecek mi?" dedim. Elimi tuttu ve "Saçmalama. Tabii
ki de hayır." dedi. Pelin bu durumumu bilen 3. Kişi
olmuştu. Aslında kimseden saklamıyordum, ama kimseye bunu belli
etmeye de çalışmıyordum. Sadece içimde yaşıyordum
bunu.
Bu
itirafımdan birkaç hafta sonra bir gün Pelin'in evine gittim sohbet etmek
için. Sohbet sırasında bana, "Sen hiç makyaj yaptın
mı?" dedi. "Hayır." dediğimde beni odasına
götürdü ve "Deneyelim mi?" dedi. Bir şeyler tecrübe etmeye
bayıldığım için kabul ettim. Önce bir ruj sürdü, gözüme
kalem çekti, kirpiklerimi boyadı ve aynanın karşısına
geçtiğimde kendime ilk kez bu gözden bakıyordum. Tüysüz suratım
resmen bir kadının suratından farksızdı. Pelin'e, "Harika
bir makyözsün." dedim. Gülümsedi ve "Gerçekten çoğu kızdan
daha iyi taşıyorsun makyajı." dedi. Bu beni iyi
hissettirmişti.
Daha sonra birkaç
kez daha Pelin bunu yaptı ve en son birlikte otururken, "Bu böyle
olmayacak. Kadın kıyafetleri de denemelisin." dedi . Pelin'e baktım, "Öyle mi
dersin?" diyerek. Pelin kafasını salladı ve "Bekle."
diyerek dolabını açıp bir etek ve bir kadın bluzu
çıkarttı. Bunları verdi ve odadan çıkıp, "Dene
hadi." dedi. Soyunurken heyecanlanmaya başlamıştım, önce eteği daha sonra da bluzu üstüme geçirdim ve Pelin'i
çağırdım.
Pelin içeriye
girince hafifçe gülümseyerek, "Gerçekten çok iyi taşıyorsun."
dedi. Bir süre aynada kendimi izledim ve daha sonra üstümdeki kıyafetleri
çıkartıp kendiminkileri giydim. Pelin bize birer kahve yaptı ve
oturup sohbet etmeye başladık. Pelin bana sürekli bunları istediğim
gibi yaşamamı söylüyordu. "Ailene bile bahsettikten sonra
diğerlerinin ne söyleyeceği önemli değil." dedi.
Ben de, "Haklısın,
fakat bu normal bir şey değil diğerlerinin gözünde. Bir
erkeğe gidip ondan hoşlandığımı söylediğimde
bir kadınınki gibi dönüş alamayacağım ki. Çoğu
hoşlandığım erkek de zaten bu konuya hiç ama hiç yönelimi
olmayan erkekler." dedim. Pelin gülümsedi ve yüzümü okşayarak, "Sen
çok duygusal ve narin bir insansın. Eminim ki karşına senin
gibisi çıkacaktır." dedi. Ailemden sonra en yakın
arkadaşlarımdan birisinden de böyle bir desteği almak beni daha
da güçlendirmişti.
Lise 2'nin ikinci
döneminde de artık bu konuda ilk somut adımımı
atmıştım. Uzun süredir samimi olduğum Mert isimli bir
arkadaşım benim bu konudaki ilk somut adımımı
atmamı sağlamıştı. Fakat emin olamıyordum, ikimiz
de erkektik ve bu samimiyet acaba erkek muhabbetinden dolayı mı
geliyordu? Yoksa o da benim gibi miydi? Bunu bir türlü çözemiyordum. Fakat
artık beklemek istemiyordum, risk alacak ve sonuçları görecektim.
Artık Mert'e daha samimi davranıyordum. Bazen ona yerli yersiz
sarılıyor, farklı kelimeler kullanıyor, onun vücuduna
kısa temaslarda bulunuyordum. Mert de bazen buna anlam veremese de hiçbir
şey demiyordu. Bazı şeylerden emin olmaya başlamıştım
bu süreçten sonra.
Mert ile
artık sadece baş başa kalacağımız bir yer
lazımdı. Mert ile bu imkanı bulabileceğim en iyi ortam
benim evimdi. Ailemin eve gelmesine kadar 3 saatlik boş bir zaman oluyordu
ve bu süre içerisinde gayet rahat olabilirdik. Bir okul
çıkışı zamanında Mert'i evime davet ettim. Birlikte
servise bindik ve yol boyunca hiçbir şey konuşmadık. Normalde
susmayan biz, tek kelime edemiyorduk. Sanırım ikimizin de
düşünceleri vardı o an. Olacakları ikimiz de kestiriyor gibiydik.
Evimin önüne geldiğimizde indik birlikte. Mert ilk kez evime geliyordu.
Heyecanlıydım ve o içeriye girdiği andan itibaren
bacaklarım titremeye başlamıştı.
Mert'i salona
aldım ve ona çok kaliteli bir şarap ikram ettim babamın
koleksiyonundaki şaraplar arasından. Daha sonra da güzel bir sohbete
başladık. Sohbet hafiften ısınıyordu ve ikimiz de
rahatlıyorduk. İkinci şarapları doldurmak için
kalktığımda hafifçe kırıtarak yürümeye başlamıştım.
Hiçbir erkeği baştan çıkartmak gibi bir şey
yapacağımı aklımın ucundan dahi geçirmiyordum. Ama
şimdi yapıyordum. Şarapları doldurduktan sonra tekrardan onun
yanına oturdum ve ansızın kafamı onun göğsüne
dayadım. Ufak bir sessizlik oldu. Kalbinin çarpmasını
hissediyordum çok rahat. Mert fena halde kasılmıştı ama
hiçbir şey demiyordu bana.
O halde birkaç
dakika durduktan sonra, "Senden hoşlanıyorum." dedim. O iki
kelimeyi söylemek o kadar zor gelmişti ki. Mert halen bir şey
diyemiyordu. Kafamı kaldırdığımda burun buruna geldik
ve ilk öpücüğü ben bıraktım onun dudaklarına. İkimiz
de robot gibiydik. Hiçbir şey yapmıyor, hiçbir şey hissetmiyor,
hiçbir şey duymuyorduk sanki. Sadece ufak ufak öpüşmeler vardı
aramızda. Mert gözlerini kapatmış bir halde sadece öpücüklerime
karşılık veriyor, bazen sadece duruyor ve benim onu öpmeme izin veriyordu.
O da kendi içinde bir hesaplaşma yaşıyordu.
Onun elini tutup
belime götürdüm ve ben de elimi bacaklarının arasına attım.
Görevler biçilmiş gibiydi sanki. İlişkide, tabir etmek
gerekirse, o güçlü bir erkek, ben de onu tatmin eden bir kadındım. Mert'i
dudaklarından öperken bir yandan da taşaklarını hafif hafif
avuçluyordum. Pantolonun altından ereksiyon olan siki, dokunduğum ilk
sikti.
Mert'i elinden
tuttum ve odama götürüp, yatağa uzandırdım. Önce tişörtünü
çıkarttım, sonra da kendi tişörtümü çıkarttım ve bir
süre baktım onun bedenine. Eğildim ve hafifçe bir öpücük
bıraktım göğüslerinin üstüne. Çok az da olsa
belirginleşmiş baklavalarını okşadım bir süre ve
pantolonuna gitti ellerim. Sakin sakin çözmeye başladım kemerini ve
sonra da açtım düğme ve fermuarını. Pantolonunu
indirdiğimde de siyah bir boxerdan başka hiçbir şeyi
kalmamıştı Mert'in.
Biraz
utanıyor gibiydi, yatağımda rahat değildi. Eğildim bir
daha öptüm dudaklarını ve "Sadece sakin ol." dedim.
Gülümsedi kaygılı bir biçimde. Boxerını indirirken çok
fazla heyecanlanmıştım, ama belli etmek istemiyordum.
Boxerını çıkartıp attığımda, 16-17 cm
civarında, orta kalınlıkta bir sik çıktı
karşıma. Elime aldım ve bir süre okşadım. Siki
kazık gibi olmuştu kısa sürede.
Filmlerde
gördüğüm gibi eğilip ağzıma almam gerekiyordu. Hafifçe
eğildim ve dudaklarımın arasına yerleştirip,
yavaş yavaş emmeye başladım. Mert kesik kesik inliyordu.
Sikini emerken çok dikkatliydim. Sanki bir çocuğa ya da bir hayvana
dokunurmuşum gibi çok hassas ve nazik davranıyordum. Mert de
kasıldıkça kasılıyordu. O kendini kastıkça
taşakları hafif hafif büzülüyor ve sonra tekrardan eski haline
geliyordu.
Ellerimi
taşaklarına attığımda Mert daha fazla dayanamadı
ve ağzıma patladı. Bu aniden olunca ikimiz de
şaşırmıştık. Kafamı hemen geriye attım.
Mert de toparlanmaya çalışınca, ağzım, yüzüm,
göğsüm ve çarşafım döl içinde kaldı. Mert kalktı,
toparlandı hemen ve "Bu böyle olmaz... Buradaki her şeyi unutalım."
dedi. Ona hiçbir şey diyemiyordum. Yüzüne baktım sadece uzunca. Mert
bir şey demek ister gibiydi, ama ağzından çıkmıyordu
kelimeler. Arkasına bakmadan gitti...
[Alp]
|